Küresel dönüşüm ekseninde Avrasya’da 3. bir yol arayışı: Hankendi Zirvesi -3-
Yazının Giriş Tarihi: 26.07.2025 11:41
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.07.2025 05:19
BÖLGEDE AMERİKA
Avrasya bölgesine 2. dünya savaşıyla birlikte müdahil olan ABD, savaş sonrası “düşman” ilan ettiği Sovyet Rusya ve Doğu Bloğuna karşı diğer bölge devletlerini NATO şemsiyesi altında topladı. Komünist doğu bloğunu çevreleyen yeşil kuşak projesi ile bölgede pek çok askeri üs kurarak, güvenlik gerekçesiyle bölgedeki varlığını sürdürdü. Bu sayede, başta petrol ve doğal gaz olmak üzere, bölgenin değerli kaynakları ve ticaret yolları üzerindeki Amerikan çıkarlarını garantiye almış oldu. Ancak 90’ların başında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla Amerikan güvenlik stratejisinin kubbesi çöktü. Çünkü ortada düşman kalmamıştı. Amerika yeni bir düşman yaratma telaşıyla önce radikal İslamı düşman ilan etti. Radikal terör gerekçesiyle önce Irak’ı, sonra Afganistan’ı işgal etti. Ancak 2000’lerin başından itibaren bölgede ve dünyada oluşan Çin kaynaklı gelişmeler, Amerikan güvenlik stratejisinde yeni bir değişikliğe yol açtı ve ABD Çin’i yeni düşman ilan etti. Bu tarihten itibaren ABD yeni güvenlik stratejisini, Çin’in hegemonik yayılmasını durdurmak ve Çin atağının önünü kesmek üzerine kurdu. Bu amaçla Çine karşı Asya-Pasifik bölgesine müdahaleyi öncelikli hedef olarak belirleyen ABD, Çin’le yakınlaşan devletleri ödül ve ceza ile Çin’den uzaklaştırma yolu izledi. Esasen Rusya-Ukrayna savaşı da bir yönüyle Rusya’yı havuç-sopa yöntemiyle Çin’den uzaklaştırma girişimi olarak okunabilir. Keza Hindistan-Pakistan savaşının, yine Pakistan’a Çin’den uzaklaşması için bir uyarı olduğunu değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Bütün bu değerlendirmelerin ardından, bölgede ortaya çıkan tablonun anlattığı şudur; Avrasya bölgesinde, Çin ve Rusya ile ABD’nin nüfuz ve güç mücadelesi kıyasıya devam ediyor. Bu üç devlet, bölgeyi kıskaca almış durumda ve bölge devletlerini kendi yanlarında saf tutmaya zorluyorlar.
BÖLGEDE SON GELİŞMELER
Ermenistan:
Ermenistan’da 2018 yılında iktidara gelen Paşinyan batıyla ilişkileri sıkılaştırınca, Rus destekli darbe girişimlerinden başını alamaz hale geldi. Dahası Rusya, işgal altındaki Karabağ’ı Azerbaycan’ın geri almasına sessiz kalmakla, kendince Paşinyan’ı cezalandırarak uyarısını en üst perdeden yapmış oldu.
İran:
Suriye’de Rusya’dan yeterli destek görmeyen İran, istediğini alamadan ve ciddi kayıpla bu ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Sonrasında İsrail ve Amerika’nın saldırıları karşısında da müttefikleri Rusya ve Çin’den beklediği yardımı alamaması, İran’ı yalnızlığa sürükledi. Bu şartlar altında İran’ın Hankendi Zirvesine Cumhurbaşkanı düzeyinde katılması, ideolojik hedeflerinden vazgeçmese de, rasyonel ve pragmatist bir yaklaşımla, Türk ve İslam dünyasıyla en azından kavga etmemek, bu yolla cepheyi küçültmek ve “büyük şeytana” karşı bu dünyanın yanında gözükerek, desteğini almak istediği manasına geliyor.
Azerbaycan:
Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, siyasi çalkantılar ve ekonomik istikrarsızlıklarla geçirdiği yılların ardından, özellikle 2000’li yıllardan itibaren, sahip olduğu zengin petrol ve doğal gaz rezervleri sayesinde önemli bir zenginleşme yaşadı. Ekonomideki düzelmenin siyasi istikrara da yansımasıyla, özellikle 2. Karabağ savaşıyla 30 yıldır Ermeni işgalindeki Karabağ’ın geri alınması, Azerbaycan’a ciddi bir özgüven kazandırdı. Azerbaycan yönetimi son dönemde batıyla çok yönlü ilişkiler geliştirme çabasına girdi. Sovyet sonrası pek çok ülkede olduğu gibi Azerbaycan da Sovyet/Rus mirasından sıyrılmak ve Batı ile daha yakın ilişkiler geliştirmek istiyor. Azerbaycan Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne yönelik açık destek mesajları verdi, Kiev yönetimiyle diplomatik temaslarını sürdürdü ve ülkeye insani yardım gönderdi Ayrıca bu dönemde Türkiye-Azerbaycan yakınlaşması en üst düzeye çıkarken, iki ülke arasındaki işbirliği her alanda genişledi. Öte yandan, Türk Devletler Teşkilatı (TDT)’nın kurucu üyesi olan Azerbaycan, Türk Birliği misyonuna önemli katkılar sunuyor. Tüm bu gelişmeleri Azerbaycan’ın kendisinden kopuş çabası olarak değerlendiren Rusya’nın verdiği karşılık ise sert oldu. Öncelikle 25 Aralık 2024 tarihinde, Azerbaycan Havayollarına ait yolcu uçağı, Rus ordusu tarafından füzeyle düşürüldü. Faciada 38 sivil hayatını kaybetti. Azerbaycan’ın Rusya’dan tazminat talepleri karşılıksız kaldı. Ardından, 27 Haziran günü, Rusya’nın Yekaterinburg şehrinde güvenlik güçlerince düzenlenen operasyonda 2 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti, 3 kişi ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı, 9 kişi gözaltına alındı. Rusya operasyonlara devam ederek, Azerbaycan diasporasının liderlerini de gözaltına aldı. Azerbaycan ise yaşananlar karşısında Rusya’ya misliyle karşılık verdi. Ülkede Rusya'ya ait bütün etkinlikler yasaklandı, Sputnik Azerbaycan yöneticileri Rus ajanı olmak suçlamasıyla gözaltına alındı. Azerbaycan ayrıca, İran'dan uyuşturucu kaçırdıkları iddiasıyla bir grup Rus vatandaşını daha gözaltına aldı. Gelişmeler nedeniyle iki ülke arasındaki gerginlik hat safhaya ulaşmış durumda. Tüm bu yaşananların açık ifadesi şudur; Azerbaycan Rusya’ya karşı tam bağımsızlık mücadelesi veriyor. En büyük destekçisi ise Türkiye.
Türkiye:
Türkiye, 2. Karabağ savaşında verdiği destekle bölgenin tekrar Azerbaycan’a geçmesinde etkili oldu. Yine Hindistan-Pakistan savaşında Pakistan’a verdiği destekle, Pakistan’ın Hindistan karşısında direnç göstermesini ve savaşın kısa sürede sonlanmasını sağladı. İran-İsrail savaşında, İsrail’in ve ABD’nin saldırılarının hukuksuz ve kabul edilemez olduğunu savunarak İran’a destek verdi. Öte yandan Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında tarafsız kalarak, her iki tarafla da konuşabilen, barışa masa kurabilen, tahıl koridorunu açan ülke oldu. İsrail’in Gazze’de yaptığı soy kırıma karşı çıkarak, bunu durdurmak için gerek bölgede gerek dünyada yoğun çaba harcadı. Libya’da ayrılıkçı Hafter yanlılarını durduran Türkiye oldu. Tüm bu gelişmeler, dünyada ama daha fazla bölgede, Türk ve Müslüman ülkeler arasında Türkiye’ye olan güveni artırdı ve lider konumunu pekiştirdi.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nejmettin Özdemir
Küresel dönüşüm ekseninde Avrasya’da 3. bir yol arayışı: Hankendi Zirvesi -3-
BÖLGEDE AMERİKA
Avrasya bölgesine 2. dünya savaşıyla birlikte müdahil olan ABD, savaş sonrası “düşman” ilan ettiği Sovyet Rusya ve Doğu Bloğuna karşı diğer bölge devletlerini NATO şemsiyesi altında topladı. Komünist doğu bloğunu çevreleyen yeşil kuşak projesi ile bölgede pek çok askeri üs kurarak, güvenlik gerekçesiyle bölgedeki varlığını sürdürdü. Bu sayede, başta petrol ve doğal gaz olmak üzere, bölgenin değerli kaynakları ve ticaret yolları üzerindeki Amerikan çıkarlarını garantiye almış oldu.
Ancak 90’ların başında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla Amerikan güvenlik stratejisinin kubbesi çöktü. Çünkü ortada düşman kalmamıştı. Amerika yeni bir düşman yaratma telaşıyla önce radikal İslamı düşman ilan etti. Radikal terör gerekçesiyle önce Irak’ı, sonra Afganistan’ı işgal etti.
Ancak 2000’lerin başından itibaren bölgede ve dünyada oluşan Çin kaynaklı gelişmeler, Amerikan güvenlik stratejisinde yeni bir değişikliğe yol açtı ve ABD Çin’i yeni düşman ilan etti.
Bu tarihten itibaren ABD yeni güvenlik stratejisini, Çin’in hegemonik yayılmasını durdurmak ve Çin atağının önünü kesmek üzerine kurdu. Bu amaçla Çine karşı Asya-Pasifik bölgesine müdahaleyi öncelikli hedef olarak belirleyen ABD, Çin’le yakınlaşan devletleri ödül ve ceza ile Çin’den uzaklaştırma yolu izledi.
Esasen Rusya-Ukrayna savaşı da bir yönüyle Rusya’yı havuç-sopa yöntemiyle Çin’den uzaklaştırma girişimi olarak okunabilir. Keza Hindistan-Pakistan savaşının, yine Pakistan’a Çin’den uzaklaşması için bir uyarı olduğunu değerlendirmek yanlış olmayacaktır.
Bütün bu değerlendirmelerin ardından, bölgede ortaya çıkan tablonun anlattığı şudur; Avrasya bölgesinde, Çin ve Rusya ile ABD’nin nüfuz ve güç mücadelesi kıyasıya devam ediyor. Bu üç devlet, bölgeyi kıskaca almış durumda ve bölge devletlerini kendi yanlarında saf tutmaya zorluyorlar.
BÖLGEDE SON GELİŞMELER
Ermenistan:
Ermenistan’da 2018 yılında iktidara gelen Paşinyan batıyla ilişkileri sıkılaştırınca, Rus destekli darbe girişimlerinden başını alamaz hale geldi. Dahası Rusya, işgal altındaki Karabağ’ı Azerbaycan’ın geri almasına sessiz kalmakla, kendince Paşinyan’ı cezalandırarak uyarısını en üst perdeden yapmış oldu.
İran:
Suriye’de Rusya’dan yeterli destek görmeyen İran, istediğini alamadan ve ciddi kayıpla bu ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Sonrasında İsrail ve Amerika’nın saldırıları karşısında da müttefikleri Rusya ve Çin’den beklediği yardımı alamaması, İran’ı yalnızlığa sürükledi.
Bu şartlar altında İran’ın Hankendi Zirvesine Cumhurbaşkanı düzeyinde katılması, ideolojik hedeflerinden vazgeçmese de, rasyonel ve pragmatist bir yaklaşımla, Türk ve İslam dünyasıyla en azından kavga etmemek, bu yolla cepheyi küçültmek ve “büyük şeytana” karşı bu dünyanın yanında gözükerek, desteğini almak istediği manasına geliyor.
Azerbaycan:
Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, siyasi çalkantılar ve ekonomik istikrarsızlıklarla geçirdiği yılların ardından, özellikle 2000’li yıllardan itibaren, sahip olduğu zengin petrol ve doğal gaz rezervleri sayesinde önemli bir zenginleşme yaşadı. Ekonomideki düzelmenin siyasi istikrara da yansımasıyla, özellikle 2. Karabağ savaşıyla 30 yıldır Ermeni işgalindeki Karabağ’ın geri alınması, Azerbaycan’a ciddi bir özgüven kazandırdı.
Azerbaycan yönetimi son dönemde batıyla çok yönlü ilişkiler geliştirme çabasına girdi. Sovyet sonrası pek çok ülkede olduğu gibi Azerbaycan da Sovyet/Rus mirasından sıyrılmak ve Batı ile daha yakın ilişkiler geliştirmek istiyor.
Azerbaycan Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne yönelik açık destek mesajları verdi, Kiev yönetimiyle diplomatik temaslarını sürdürdü ve ülkeye insani yardım gönderdi
Ayrıca bu dönemde Türkiye-Azerbaycan yakınlaşması en üst düzeye çıkarken, iki ülke arasındaki işbirliği her alanda genişledi.
Öte yandan, Türk Devletler Teşkilatı (TDT)’nın kurucu üyesi olan Azerbaycan, Türk Birliği misyonuna önemli katkılar sunuyor.
Tüm bu gelişmeleri Azerbaycan’ın kendisinden kopuş çabası olarak değerlendiren Rusya’nın verdiği karşılık ise sert oldu.
Öncelikle 25 Aralık 2024 tarihinde, Azerbaycan Havayollarına ait yolcu uçağı, Rus ordusu tarafından füzeyle düşürüldü. Faciada 38 sivil hayatını kaybetti. Azerbaycan’ın Rusya’dan tazminat talepleri karşılıksız kaldı.
Ardından, 27 Haziran günü, Rusya’nın Yekaterinburg şehrinde güvenlik güçlerince düzenlenen operasyonda 2 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti, 3 kişi ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı, 9 kişi gözaltına alındı. Rusya operasyonlara devam ederek, Azerbaycan diasporasının liderlerini de gözaltına aldı.
Azerbaycan ise yaşananlar karşısında Rusya’ya misliyle karşılık verdi. Ülkede Rusya'ya ait bütün etkinlikler yasaklandı, Sputnik Azerbaycan yöneticileri Rus ajanı olmak suçlamasıyla gözaltına alındı. Azerbaycan ayrıca, İran'dan uyuşturucu kaçırdıkları iddiasıyla bir grup Rus vatandaşını daha gözaltına aldı.
Gelişmeler nedeniyle iki ülke arasındaki gerginlik hat safhaya ulaşmış durumda.
Tüm bu yaşananların açık ifadesi şudur; Azerbaycan Rusya’ya karşı tam bağımsızlık mücadelesi veriyor. En büyük destekçisi ise Türkiye.
Türkiye:
Türkiye, 2. Karabağ savaşında verdiği destekle bölgenin tekrar Azerbaycan’a geçmesinde etkili oldu. Yine Hindistan-Pakistan savaşında Pakistan’a verdiği destekle, Pakistan’ın Hindistan karşısında direnç göstermesini ve savaşın kısa sürede sonlanmasını sağladı. İran-İsrail savaşında, İsrail’in ve ABD’nin saldırılarının hukuksuz ve kabul edilemez olduğunu savunarak İran’a destek verdi.
Öte yandan Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında tarafsız kalarak, her iki tarafla da konuşabilen, barışa masa kurabilen, tahıl koridorunu açan ülke oldu. İsrail’in Gazze’de yaptığı soy kırıma karşı çıkarak, bunu durdurmak için gerek bölgede gerek dünyada yoğun çaba harcadı. Libya’da ayrılıkçı Hafter yanlılarını durduran Türkiye oldu.
Tüm bu gelişmeler, dünyada ama daha fazla bölgede, Türk ve Müslüman ülkeler arasında Türkiye’ye olan güveni artırdı ve lider konumunu pekiştirdi.