İsrail 7 Ekim’den bu yana Gazze ve Batı Şeria’daki katliamların dışında Lübnan, Suriye, İran, Yemen ve son olarak da Katar’a saldırılar gerçekleştirdi.
Bugüne kadar gerçekleştirdiği pervasız saldırılarında İsrail, Gazze’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Yemende Husiler ve Suriye’de İran destekli grupların kendisine yönelik güvenlik tehdidi oluşturduğu bahanesinin arkasına sığındı.
Ancak Katar’a düzenlenen saldırı sebep ve sonuçları itibariyle kategorik olarak diğerlerinden ayrılıyor.
İsrail’in 9 Eylül’de barış müzakereleri için Katar’ın başkenti Doha’da bulunan Hamas heyetine düzenlediği hava saldırısında Hamas’ın üst düzey yöneticileri yara almadan kurtulurken, Hamas Siyasi Büro üyesi Halil el-Hayye’nin oğlu, dört Hamas mensubu ve bir Katar polisi şehit oldu.
Hamas liderliğini hedef alan Doha’daki hava saldırısı, İsrail'in askeri operasyonlarının coğrafi sınırlarını genişlettiğini ve bölgedeki siyasi dinamikleri kökten değiştireceğini gösteriyor. Uzun zamandır Hamas liderlerine ev sahipliği yapan Katar, İsrail ile Hamas arasında arabuluculuk görevi üstlenmişti. İsrail'in bu adımı, doğrudan askeri çatışma riski taşıyan yeni bir cephe açarken, aynı zamanda arabuluculuk rolü üstlenen ülkeleri de tehlikeye atmış durumda.
Öte yandan İsrail başbakanı Netanyahu, saldırının ertesi günü yaptığı açıklamada Katar’a, “Ya onları sınır dışı edersiniz ya da adalete teslim edersiniz. Aksi takdirde biz yaparız” diyerek yeni saldırı tehdidinde bulunmaya devam ediyor.
III-) SALDIRININ ETKİ ve SONUÇLARI
Doha saldırısı, İsrail’in egemen bir ülkenin topraklarına yaptığı doğrudan bir başka saldırı olarak tarihe geçti. İsrail’in saldırıları bölgesel olsa da etkisi küresel düzeyde oldu.
1-) Bölge Ülkelerinin Ortak Tutumu
Saldırının en önemli etkisi, bölge ülkelerinin bir araya gelmelerini sağlamış olmasıdır. Bölge devletleri bugüne kadar saldırılar karşısında İsrail’in cüretkarlığını besleyecek şekilde, kayıtsız kalma ya da cılız kınamalarda bulunma tavrı sergilerken, bu saldırı İsrail’in güvenlik tehdidini yakinen hissederek harekete geçmelerini sağladı.
İsrail saldırganlığının sınır tanımadığını ortaya koyan Doha saldırısı, bölge ülkelerini ortak bir tutum almaya itti. Öyle ki, daha önce İsrail’le normalleşme sürecine giren Birleşik Arap Emirlikleri dahi Tel Aviv’i kınadı.
2-) ABD’nin Güven Kaybı
Katar, ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üssü el-Ubeyd'e ev sahipliği yapmasına rağmen İsrail saldırısından korunamadı. Bu durum, ABD’nin güvenlik taahhütlerinin sorgulanmasına yol açtı. ABD Başkanı Trump temkinli bir açıklamayla Katar’ın önemini vurgulasa da İsrail’e sembolik uyarılarda bulunması, hatta Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu İsrail’e göndererek desteğini yinelemesi, Körfez’de ABD’nin güvenilirliğine olan inancı derinden sarstı. Körfez ülkeleri, ABD’nin İsrail lehine çifte standart uyguladığını ve güvenlik garantilerinin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünüyor.
3-) İslam Dünyasından Ortak Tavır – Doha Zirvesi
İsrail saldırısının ardından, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirve için 15 Eylül’de Doha da toplandı. Zirve sonrasında 25 maddelik bildiri yayınlandı. 3-1-) Katar’la Dayanışma: İsrail’in Katar’a yönelik saldırısının oybirliğiyle kınandığı zirvenin sonuç bildirisinde, bu saldırının yalnızca Katar’a değil, tüm Arap ve İslam ülkelerine yapılmış bir tehdit olduğu vurgulandı ve Katar’ın, Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca alacağı tüm karşı önlemlerin destekleneceği ve egemenliğine yönelik ihlallerin asla kabul edilmeyeceği ifade edildi.
Arap ve İslam ülkeleri, Katar'la mutlak bir dayanışma içinde olduklarını ilan ederken, İsrail saldırısının sadece Katar’ın güvenliğini değil, bölgesel barışı da tehlikeye attığı aynı zamanda Gazze’de ateşkes ve barış için yürütülen diplomatik çabaları da baltalamayı hedeflediği kaydedildi.
3-2-) Uluslararası Topluma Çağrı: Bildiride, uluslararası toplumun sessiz kalmasının İsrail’i daha da cesaretlendirdiği ve cezasızlık kültürünü güçlendirdiği vurgulanırken, bu durumun küresel adalet sistemini zayıflattığına ve uluslararası düzeni tehdit ettiğine dikkat çekildi. 3-3-) İsrail’e Yaptırım Çağrısı: Uluslararası topluma ve özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne, İsrail’in cezasız kalmaması için yaptırımlar uygulanması, askeri malzeme transferinin durdurulması ve hukuki süreçlerin başlatılması ve Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Adalet Divanı’nın kararlarının uygulanması için üye devletlere çağrı yapıldı.
4-) Filistin Devletinin Tanınması
Doha bildirisinde 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız Filistin Devletinin tanınması gerektiği tekrar vurgulanırken, bu çağrının ardından, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, İsrail saldırganlığına tepki olarak, Kanada, Avustralya, İngiltere, Portekiz, Fransa, Monako Prensliği, Lüksemburg, Malta ve San Marino Filistin’i devlet olarak tanıdı. Böylece 193 üyesi bulunan BM'de, Filistin'i tanıyan devletlerin sayısı 157'ye çıktı.
5-) Bölge Ülkeleri Arasında Yakınlaşma
Bölgedeki gelişmeler, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan arasında güvenlik temelli bir yakınlaşma ve askeri işbirliği arayışlarını beraberinde getirdi.
Ayrıca Suudi Arabistan ile Pakistan arasında askeri işbirliği anlaşması imzalandı. Böylece Suudi Arabistan güvenliğine yönelik tehditlere karşı Pakistan’ın nükleer koruması altına girmiş oldu. Bu durum Pakistan’ın nükleer güç kapasitesinin İslam devletleri için bir güvenlik şemsiyesi sağlayabileceğine işaret ediyor.
6-) Ortak Güvenlik Mekanizması Arayışları
Doha saldırısı Orta Doğuyu İsrail saldırganlığına karşı yeni bir dönemin eşiğine getirmiş bulunuyor. İsrail saldırdıkça, bölge ülkelerinin dayanışma refleksi de güçleniyor. Bu gelişmeler, Orta Doğu’da güç dengelerini kökten değiştirebilecek bir dönüm noktasına işaret ediyor.
ABD’nin güvenlik şemsiyesinin giderek anlamını yitirdiği bu dönemde, bölge ülkeleri kendi güvenliklerini sağlamak için ortak mekanizma arayışına yönelmiş durumda. Zirvenin sonuç bildirgesinde, İsrail’in bölgede yeni fiili durumlar oluşturma girişimlerine kesinlikle izin verilmeyeceği ve bu planlara karşı ortak mücadele edileceği vurgulanırken, ortak güvenlik mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerektiği belirtildi.
Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman es-Sani, uluslararası topluma çifte standartları bırakma çağrısı yaparken, kolektif bir cevap arayışını duyurdu. Katar Emirinin “cevap hakkımız saklıdır” açıklaması ise askeri seçeneklerin de masada olduğuna işaret ediyor.
İsrail’in Katar’a saldırısı sonrası oluşan ortak tepki, Orta Doğu’da yeni bir güvenlik mimarisinin gündeme geldiğini gösteriyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidanın Katar zirvesinde basına yansımayan kararlar alındığı yönündeki açıklaması da bu görüşü kuvvetlendiriyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nejmettin Özdemir
Sahte cennetin kanlı kırallığı / Siyon’un kıyameti -2-
II-) DOHA SALDIRISI
İsrail 7 Ekim’den bu yana Gazze ve Batı Şeria’daki katliamların dışında Lübnan, Suriye, İran, Yemen ve son olarak da Katar’a saldırılar gerçekleştirdi.
Bugüne kadar gerçekleştirdiği pervasız saldırılarında İsrail, Gazze’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Yemende Husiler ve Suriye’de İran destekli grupların kendisine yönelik güvenlik tehdidi oluşturduğu bahanesinin arkasına sığındı.
Ancak Katar’a düzenlenen saldırı sebep ve sonuçları itibariyle kategorik olarak diğerlerinden ayrılıyor.
İsrail’in 9 Eylül’de barış müzakereleri için Katar’ın başkenti Doha’da bulunan Hamas heyetine düzenlediği hava saldırısında Hamas’ın üst düzey yöneticileri yara almadan kurtulurken, Hamas Siyasi Büro üyesi Halil el-Hayye’nin oğlu, dört Hamas mensubu ve bir Katar polisi şehit oldu.
Hamas liderliğini hedef alan Doha’daki hava saldırısı, İsrail'in askeri operasyonlarının coğrafi sınırlarını genişlettiğini ve bölgedeki siyasi dinamikleri kökten değiştireceğini gösteriyor. Uzun zamandır Hamas liderlerine ev sahipliği yapan Katar, İsrail ile Hamas arasında arabuluculuk görevi üstlenmişti. İsrail'in bu adımı, doğrudan askeri çatışma riski taşıyan yeni bir cephe açarken, aynı zamanda arabuluculuk rolü üstlenen ülkeleri de tehlikeye atmış durumda.
Öte yandan İsrail başbakanı Netanyahu, saldırının ertesi günü yaptığı açıklamada Katar’a, “Ya onları sınır dışı edersiniz ya da adalete teslim edersiniz. Aksi takdirde biz yaparız” diyerek yeni saldırı tehdidinde bulunmaya devam ediyor.
III-) SALDIRININ ETKİ ve SONUÇLARI
Doha saldırısı, İsrail’in egemen bir ülkenin topraklarına yaptığı doğrudan bir başka saldırı olarak tarihe geçti. İsrail’in saldırıları bölgesel olsa da etkisi küresel düzeyde oldu.
1-) Bölge Ülkelerinin Ortak Tutumu
Saldırının en önemli etkisi, bölge ülkelerinin bir araya gelmelerini sağlamış olmasıdır. Bölge devletleri bugüne kadar saldırılar karşısında İsrail’in cüretkarlığını besleyecek şekilde, kayıtsız kalma ya da cılız kınamalarda bulunma tavrı sergilerken, bu saldırı İsrail’in güvenlik tehdidini yakinen hissederek harekete geçmelerini sağladı.
İsrail saldırganlığının sınır tanımadığını ortaya koyan Doha saldırısı, bölge ülkelerini ortak bir tutum almaya itti. Öyle ki, daha önce İsrail’le normalleşme sürecine giren Birleşik Arap Emirlikleri dahi Tel Aviv’i kınadı.
2-) ABD’nin Güven Kaybı
Katar, ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üssü el-Ubeyd'e ev sahipliği yapmasına rağmen İsrail saldırısından korunamadı. Bu durum, ABD’nin güvenlik taahhütlerinin sorgulanmasına yol açtı. ABD Başkanı Trump temkinli bir açıklamayla Katar’ın önemini vurgulasa da İsrail’e sembolik uyarılarda bulunması, hatta Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu İsrail’e göndererek desteğini yinelemesi, Körfez’de ABD’nin güvenilirliğine olan inancı derinden sarstı. Körfez ülkeleri, ABD’nin İsrail lehine çifte standart uyguladığını ve güvenlik garantilerinin artık geçerliliğini yitirdiğini düşünüyor.
3-) İslam Dünyasından Ortak Tavır – Doha Zirvesi
İsrail saldırısının ardından, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirve için 15 Eylül’de Doha da toplandı. Zirve sonrasında 25 maddelik bildiri yayınlandı.
3-1-) Katar’la Dayanışma: İsrail’in Katar’a yönelik saldırısının oybirliğiyle kınandığı zirvenin sonuç bildirisinde, bu saldırının yalnızca Katar’a değil, tüm Arap ve İslam ülkelerine yapılmış bir tehdit olduğu vurgulandı ve Katar’ın, Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca alacağı tüm karşı önlemlerin destekleneceği ve egemenliğine yönelik ihlallerin asla kabul edilmeyeceği ifade edildi.
Arap ve İslam ülkeleri, Katar'la mutlak bir dayanışma içinde olduklarını ilan ederken, İsrail saldırısının sadece Katar’ın güvenliğini değil, bölgesel barışı da tehlikeye attığı aynı zamanda Gazze’de ateşkes ve barış için yürütülen diplomatik çabaları da baltalamayı hedeflediği kaydedildi.
3-2-) Uluslararası Topluma Çağrı: Bildiride, uluslararası toplumun sessiz kalmasının İsrail’i daha da cesaretlendirdiği ve cezasızlık kültürünü güçlendirdiği vurgulanırken, bu durumun küresel adalet sistemini zayıflattığına ve uluslararası düzeni tehdit ettiğine dikkat çekildi.
3-3-) İsrail’e Yaptırım Çağrısı: Uluslararası topluma ve özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne, İsrail’in cezasız kalmaması için yaptırımlar uygulanması, askeri malzeme transferinin durdurulması ve hukuki süreçlerin başlatılması ve Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Adalet Divanı’nın kararlarının uygulanması için üye devletlere çağrı yapıldı.
4-) Filistin Devletinin Tanınması
Doha bildirisinde 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız Filistin Devletinin tanınması gerektiği tekrar vurgulanırken, bu çağrının ardından, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, İsrail saldırganlığına tepki olarak, Kanada, Avustralya, İngiltere, Portekiz, Fransa, Monako Prensliği, Lüksemburg, Malta ve San Marino Filistin’i devlet olarak tanıdı. Böylece 193 üyesi bulunan BM'de, Filistin'i tanıyan devletlerin sayısı 157'ye çıktı.
5-) Bölge Ülkeleri Arasında Yakınlaşma
Bölgedeki gelişmeler, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan arasında güvenlik temelli bir yakınlaşma ve askeri işbirliği arayışlarını beraberinde getirdi.
Ayrıca Suudi Arabistan ile Pakistan arasında askeri işbirliği anlaşması imzalandı. Böylece Suudi Arabistan güvenliğine yönelik tehditlere karşı Pakistan’ın nükleer koruması altına girmiş oldu. Bu durum Pakistan’ın nükleer güç kapasitesinin İslam devletleri için bir güvenlik şemsiyesi sağlayabileceğine işaret ediyor.
6-) Ortak Güvenlik Mekanizması Arayışları
Doha saldırısı Orta Doğuyu İsrail saldırganlığına karşı yeni bir dönemin eşiğine getirmiş bulunuyor. İsrail saldırdıkça, bölge ülkelerinin dayanışma refleksi de güçleniyor. Bu gelişmeler, Orta Doğu’da güç dengelerini kökten değiştirebilecek bir dönüm noktasına işaret ediyor.
ABD’nin güvenlik şemsiyesinin giderek anlamını yitirdiği bu dönemde, bölge ülkeleri kendi güvenliklerini sağlamak için ortak mekanizma arayışına yönelmiş durumda. Zirvenin sonuç bildirgesinde, İsrail’in bölgede yeni fiili durumlar oluşturma girişimlerine kesinlikle izin verilmeyeceği ve bu planlara karşı ortak mücadele edileceği vurgulanırken, ortak güvenlik mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerektiği belirtildi.
Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman es-Sani, uluslararası topluma çifte standartları bırakma çağrısı yaparken, kolektif bir cevap arayışını duyurdu. Katar Emirinin “cevap hakkımız saklıdır” açıklaması ise askeri seçeneklerin de masada olduğuna işaret ediyor.
İsrail’in Katar’a saldırısı sonrası oluşan ortak tepki, Orta Doğu’da yeni bir güvenlik mimarisinin gündeme geldiğini gösteriyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidanın Katar zirvesinde basına yansımayan kararlar alındığı yönündeki açıklaması da bu görüşü kuvvetlendiriyor.