Filistin’in 1917’de İngilizler tarafından işgal edilmesiyle, İsrail Devletinin kurulmasının önündeki en büyük engel olan Osmanlı etkisi ortadan kalkmış oldu. İngiliz Manda Yönetimiyle birlikte Yahudi göçlerinin ve Filistin’deki Yahudi nüfusunun artması üzerine bölgede Araplar direnişe geçmiş, bu durum günümüze kadar süregelen Arap-Yahudi çatışmasının da başlangıcı olmuştur.
Lord Rothschild’in İngiltere Siyonist Dernekleri Başkanı sıfatıyla yaptığı girişimler sonucunda, İngiliz dışişleri bakanı Arthur James Balfour tarafından 1917’de yayınlanan Balfour Deklarasyonunda; “İngiltere Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasına olumlu bakmaktadır ve Filistin’de bulunan Yahudi olmayan toplulukların yurttaş ve dinsel haklarına ya da herhangi bir başka ülkedeki Yahudilerin sahip oldukları haklara ve siyasal statüye zarar verebilecek herhangi bir şeyin yapılmaması kaydıyla bu hedefe erişilmesi için elinden gelen tüm çabaları harcayacaktır.”
Denilmekle, esasen Yahudilere Filistin’de bir devlet kurma değil, yurt edinme izninin, Filistinli Arapların hiçbir hakkına zarar verilmemesi kayd-ı şartıyla verildiği anlaşılmaktadır.
Lakin, lafzı öyle olmasa da Deklarasyonla asıl kastın, Filistin’de bir Yahudi devletinin önünü açmak olduğu aşikardır. Nitekim sonrasındaki gelişmeler bunu doğrular nitelikte olmuştur.
Siyonistler, Balfour bildirisi üzerine yürüttükleri girişimlerle, 1918 yılında önce Fransa’nın, ardından da İtalya’nın desteğini aldılar. Balfour Deklarasyonu, Ortadoğu’da İsrail devletinin kurulmasına giden önemli bir kilometre taşı olmuş, deklarasyonla Siyonizm uluslararası politik bir programa dönüşmüştür. Bu yönüyle, bugün de Ortadoğu’da bitmek bilmeyen problemlerin kaynağı olmayı sürdürüyor.
1.6.4.1.2. Amerika Diyet Mi Ödüyor?
Amerikan Kongresi 21 Eylül 1922 tarihinde aldığı kararla Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulmasını kabul etmiştir. 3 Aralık 1924 tarihinde ise İngiltere’nin Filistin’deki Manda Yönetimini tanıyan Amerika, aynı zamanda İngiltere ile bu konuda bir anlaşma imzalamıştır.
Bu anlaşmanın 7. maddesi Amerika için büyük önem taşımaktaydı. Bu madde gereğince, İngiltere manda rejiminde uyguladığı tüm kararları Amerika’nın onayına sunmayı kabul ediyor, bu sayede Amerika bundan böyle Filistin’de yaşanacak her türlü gelişmede söz sahibi haline geliyordu. Böylece Amerika, 1924’ten günümüze gelecek şekilde Filistin meselesine müdahil olmuştur.
Öte yandan, Amerika’nın Filistin’de kurulacak bir Yahudi devletini desteklemesi ve Filistin’de söz sahibi olması girişimleri, Avrupa devletlerinden çok daha farklı amaç ve gerekçelere dayanmaktaydı.
1-) Amerika’nın kuruluşunda Yahudiler etkin rol oynamışlardır. 17. yüzyılın başında Amerika’ya yerleşen ilk göçmenler, Avrupa (özellikle İngiltere)’daki dini zulümlerden kaçan Püriten sığınmacılardı. Pek çok kaynakta Püritenler “İngiliz Yahudiler” olarak da adlandırılır. Gerçekten de İngiliz püritenler, Tevrat’ın ilkelerini titiz biçimde uygulamaktaydılar.
Başlangıçta Amerika’da Püritenlerin hakimiyetinde olan 16 kolonide yapılan ilk yasalarda Tevrat esas alındı. Yine Amerika’nın en önemli eğitim kurumları olan Harvard, Yale, Princeton, Johns Hopkins, Dartmouth gibi pek çok eğitim kurumunun kuruluşunda Tevrat merkezi bir yol oynadı. Amerika'nın kurucu liderlerinin önemli kısmı bu üniversitelerden mezun olmuştur.
Ülkedeki tüm bu yapılanma, Amerika'nın kurucularının politik tutumlarında belirleyici olmuş, Amerika’yı Filistin sorununun başından bu yana Yahudi yanlısı politika izlemeye itmiştir. Bugün Amerika’daki köktenci ve Evanjelik Protestan mezhepleri, Püritenlerin devamıdırlar.
2-) Amerika’ya yerleşmiş Yahudiler Amerikan kolonilerinin İngiltere’ye karşı verdikleri bağımsızlık mücadelesinde ciddi askeri destek sağlamışlardır. Sonrasında devletin kurulması ve kurumsallaşma döneminde de Yahudi zenginlerin sağladığı finansal destek Amerika için büyük önem taşır. Bu yüzden Yahudilere borçlu hisseden Amerika, kuruluşundan itibaren Yahudi yanlısı politika izleyerek, Yahudilere olan diyetini ödemektedir. Filistin meselesinde de durum farklı değildir.
3-) Amerika, Ortadoğu’da kendisine yakın bir Yahudi devletinin kurulmasının, Ortadoğu politikaları için sağlam bir dayanak oluşturacağını planlamıştır. Nitekim, yıllar içinde İsrail ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakolu, bölgede Sovyet etkisinin yayılmasına karşı bir üs olarak görülmüştür. Öte yandan Amerika, İsrail’in varlığını, Doğu Akdeniz’in güvenliğini sağlama açısından hayati önemde görmektedir.
4-) Amerika’nın İsrail politikasında, Yahudi lobisinin güçlü etkisi görmezden gelinemez. Lobi sayesinde Amerika, İsrail’in dünyadaki sarsılmaz müttefiki durumundadır.
5-) Günümüzde Amerika’nın İsrail’e koşulsuz desteğinin altında başka bir neden daha yatıyor.
Bugün İsrail’in Filistin’i işgal girişimi, aynı zamanda Filistin’in Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgesinde yer alan çok zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarını da İsrail ve Amerika’nın gasp etmesi anlamını taşıyor.
Bununla da yetinmeyen Amerika, İsrail’in güvenliğini sağlama bahanesiyle doğu Akdeniz’e yığdığı askeri güçle, buradaki kıyı devletlerinin hakkına tecavüz ile bu kaynaklardan en fazla payı alma çabası içerisinde. Doğu Akdeniz’in enerji kaynaklarına el koymak için bölgede İsrail’le olan işbirliği Amerika için büyük önem taşıyor.
Tüm bu gerekçelerle Amerika, İsrail’e koşulsuz desteğini sunmaya devam ediyor.
Bütün bunların yanı sıra, Yahudilerin Filistin’e göçü meselesinde önlerinde duran çok önemli bir sorun daha vardı ki o da güvenlikti.
Avrupa ve Rusya’da istenmeyen Yahudiler, Filistin’e gitmeleri halinde, orada kendilerini, tıpkı asırlar önce Mısır’dan çıktıklarında olduğu gibi, ezeli düşmanları Arap Filistinlilerin beklediğini biliyorlardı. Bu onlar için savaş, hatta ölüm demekti. Bunun için güvenliklerini garantiye almaları gerekiyordu. Bu konudaki muhatapları öncelikle bölgeyi elinde tutan İngiltere’ydi. Ancak Yahudiler İngiltere’nin bölgedeki Arap direnişini kıramayışını da göz önüne alarak, bu konuda İngiltere’nin garantisini yeterli bulmayıp, Amerika’dan da garanti talep ettiler.
İşte Amerikan kongresinin 21 Eylül 1922 tarihinde Filistin’de Yahudi devleti kurulmasını kabul etmesi ve ardından 3 Aralık 1924’te İngiltere ile Filistin için anlaşma yapmasının arkasında yatan neden buydu.
Böylece İngiltere ve Amerika, Filistin’e yerleşecek Yahudilere ve bilahare kurulacak İsrail devletine, bölgede güvenlik garantisi ve onları tehlikelere karşı süresiz koruma sözü vermiş oluyordu.
Bu, siyonizmin emperyalizmle yaptığı kanlı işbirliğiydi. İşte bugün Batının özellikle de Amerika’nın, İsrail’e koşulsuz ve süresiz destek vermesinin asıl nedeni budur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nejmettin Özdemir
Tarihten bugüne Filistin sorunu ve Siyonizm | 11
1.6.4.1.1. Siyonizmin Sıçrama Tahtası Balfour Deklarasyonu
Filistin’in 1917’de İngilizler tarafından işgal edilmesiyle, İsrail Devletinin kurulmasının önündeki en büyük engel olan Osmanlı etkisi ortadan kalkmış oldu. İngiliz Manda Yönetimiyle birlikte Yahudi göçlerinin ve Filistin’deki Yahudi nüfusunun artması üzerine bölgede Araplar direnişe geçmiş, bu durum günümüze kadar süregelen Arap-Yahudi çatışmasının da başlangıcı olmuştur.
Lord Rothschild’in İngiltere Siyonist Dernekleri Başkanı sıfatıyla yaptığı girişimler sonucunda, İngiliz dışişleri bakanı Arthur James Balfour tarafından 1917’de yayınlanan Balfour Deklarasyonunda; “İngiltere Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasına olumlu bakmaktadır ve Filistin’de bulunan Yahudi olmayan toplulukların yurttaş ve dinsel haklarına ya da herhangi bir başka ülkedeki Yahudilerin sahip oldukları haklara ve siyasal statüye zarar verebilecek herhangi bir şeyin yapılmaması kaydıyla bu hedefe erişilmesi için elinden gelen tüm çabaları harcayacaktır.”
Denilmekle, esasen Yahudilere Filistin’de bir devlet kurma değil, yurt edinme izninin, Filistinli Arapların hiçbir hakkına zarar verilmemesi kayd-ı şartıyla verildiği anlaşılmaktadır.
Lakin, lafzı öyle olmasa da Deklarasyonla asıl kastın, Filistin’de bir Yahudi devletinin önünü açmak olduğu aşikardır. Nitekim sonrasındaki gelişmeler bunu doğrular nitelikte olmuştur.
Siyonistler, Balfour bildirisi üzerine yürüttükleri girişimlerle, 1918 yılında önce Fransa’nın, ardından da İtalya’nın desteğini aldılar. Balfour Deklarasyonu, Ortadoğu’da İsrail devletinin kurulmasına giden önemli bir kilometre taşı olmuş, deklarasyonla Siyonizm uluslararası politik bir programa dönüşmüştür. Bu yönüyle, bugün de Ortadoğu’da bitmek bilmeyen problemlerin kaynağı olmayı sürdürüyor.
1.6.4.1.2. Amerika Diyet Mi Ödüyor?
Amerikan Kongresi 21 Eylül 1922 tarihinde aldığı kararla Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulmasını kabul etmiştir. 3 Aralık 1924 tarihinde ise İngiltere’nin Filistin’deki Manda Yönetimini tanıyan Amerika, aynı zamanda İngiltere ile bu konuda bir anlaşma imzalamıştır.
Bu anlaşmanın 7. maddesi Amerika için büyük önem taşımaktaydı. Bu madde gereğince, İngiltere manda rejiminde uyguladığı tüm kararları Amerika’nın onayına sunmayı kabul ediyor, bu sayede Amerika bundan böyle Filistin’de yaşanacak her türlü gelişmede söz sahibi haline geliyordu. Böylece Amerika, 1924’ten günümüze gelecek şekilde Filistin meselesine müdahil olmuştur.
Öte yandan, Amerika’nın Filistin’de kurulacak bir Yahudi devletini desteklemesi ve Filistin’de söz sahibi olması girişimleri, Avrupa devletlerinden çok daha farklı amaç ve gerekçelere dayanmaktaydı.
1-) Amerika’nın kuruluşunda Yahudiler etkin rol oynamışlardır. 17. yüzyılın başında Amerika’ya yerleşen ilk göçmenler, Avrupa (özellikle İngiltere)’daki dini zulümlerden kaçan Püriten sığınmacılardı. Pek çok kaynakta Püritenler “İngiliz Yahudiler” olarak da adlandırılır. Gerçekten de İngiliz püritenler, Tevrat’ın ilkelerini titiz biçimde uygulamaktaydılar.
Başlangıçta Amerika’da Püritenlerin hakimiyetinde olan 16 kolonide yapılan ilk yasalarda Tevrat esas alındı. Yine Amerika’nın en önemli eğitim kurumları olan Harvard, Yale, Princeton, Johns Hopkins, Dartmouth gibi pek çok eğitim kurumunun kuruluşunda Tevrat merkezi bir yol oynadı. Amerika'nın kurucu liderlerinin önemli kısmı bu üniversitelerden mezun olmuştur.
Ülkedeki tüm bu yapılanma, Amerika'nın kurucularının politik tutumlarında belirleyici olmuş, Amerika’yı Filistin sorununun başından bu yana Yahudi yanlısı politika izlemeye itmiştir. Bugün Amerika’daki köktenci ve Evanjelik Protestan mezhepleri, Püritenlerin devamıdırlar.
2-) Amerika’ya yerleşmiş Yahudiler Amerikan kolonilerinin İngiltere’ye karşı verdikleri bağımsızlık mücadelesinde ciddi askeri destek sağlamışlardır. Sonrasında devletin kurulması ve kurumsallaşma döneminde de Yahudi zenginlerin sağladığı finansal destek Amerika için büyük önem taşır. Bu yüzden Yahudilere borçlu hisseden Amerika, kuruluşundan itibaren Yahudi yanlısı politika izleyerek, Yahudilere olan diyetini ödemektedir. Filistin meselesinde de durum farklı değildir.
3-) Amerika, Ortadoğu’da kendisine yakın bir Yahudi devletinin kurulmasının, Ortadoğu politikaları için sağlam bir dayanak oluşturacağını planlamıştır. Nitekim, yıllar içinde İsrail ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakolu, bölgede Sovyet etkisinin yayılmasına karşı bir üs olarak görülmüştür. Öte yandan Amerika, İsrail’in varlığını, Doğu Akdeniz’in güvenliğini sağlama açısından hayati önemde görmektedir.
4-) Amerika’nın İsrail politikasında, Yahudi lobisinin güçlü etkisi görmezden gelinemez. Lobi sayesinde Amerika, İsrail’in dünyadaki sarsılmaz müttefiki durumundadır.
5-) Günümüzde Amerika’nın İsrail’e koşulsuz desteğinin altında başka bir neden daha yatıyor.
Bugün İsrail’in Filistin’i işgal girişimi, aynı zamanda Filistin’in Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgesinde yer alan çok zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarını da İsrail ve Amerika’nın gasp etmesi anlamını taşıyor.
Bununla da yetinmeyen Amerika, İsrail’in güvenliğini sağlama bahanesiyle doğu Akdeniz’e yığdığı askeri güçle, buradaki kıyı devletlerinin hakkına tecavüz ile bu kaynaklardan en fazla payı alma çabası içerisinde. Doğu Akdeniz’in enerji kaynaklarına el koymak için bölgede İsrail’le olan işbirliği Amerika için büyük önem taşıyor.
Tüm bu gerekçelerle Amerika, İsrail’e koşulsuz desteğini sunmaya devam ediyor.
Bütün bunların yanı sıra, Yahudilerin Filistin’e göçü meselesinde önlerinde duran çok önemli bir sorun daha vardı ki o da güvenlikti.
Avrupa ve Rusya’da istenmeyen Yahudiler, Filistin’e gitmeleri halinde, orada kendilerini, tıpkı asırlar önce Mısır’dan çıktıklarında olduğu gibi, ezeli düşmanları Arap Filistinlilerin beklediğini biliyorlardı. Bu onlar için savaş, hatta ölüm demekti. Bunun için güvenliklerini garantiye almaları gerekiyordu. Bu konudaki muhatapları öncelikle bölgeyi elinde tutan İngiltere’ydi. Ancak Yahudiler İngiltere’nin bölgedeki Arap direnişini kıramayışını da göz önüne alarak, bu konuda İngiltere’nin garantisini yeterli bulmayıp, Amerika’dan da garanti talep ettiler.
İşte Amerikan kongresinin 21 Eylül 1922 tarihinde Filistin’de Yahudi devleti kurulmasını kabul etmesi ve ardından 3 Aralık 1924’te İngiltere ile Filistin için anlaşma yapmasının arkasında yatan neden buydu.
Böylece İngiltere ve Amerika, Filistin’e yerleşecek Yahudilere ve bilahare kurulacak İsrail devletine, bölgede güvenlik garantisi ve onları tehlikelere karşı süresiz koruma sözü vermiş oluyordu.
Bu, siyonizmin emperyalizmle yaptığı kanlı işbirliğiydi. İşte bugün Batının özellikle de Amerika’nın, İsrail’e koşulsuz ve süresiz destek vermesinin asıl nedeni budur.