Amerika’nın 2010 yılında başlattığı, Kuzey Afrika’dan, Ortadoğu ve Kafkaslara kadar 22 ülkenin sınırlarının değişmesini öngören, Büyük İsrail’in kurulması ve güvenliğinin sağlanmasını da içeren Arap Baharı sürecinin önemli sonuçlarından birisi de Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerin bozulması ve yalnızlaştırılması olmuştur. Bu çerçevede, Mısırda 2013’teki askeri darbenin ardından seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi’nin tutuklanması ve ardından hapiste ölmesi (öldürülmesi) üzerine Türkiye Mısır ilişkileri koptu. Keza, Suriye iç savaşı sırasında Türkiye’nin başlangıçta, Esad’ın devrilmesi yönünde tavır sergilemesi, Suriye’yle olan ilişkilerin de kesilmesiyle sonuçlandı. Öte yandan, Irak’ın işgali sonrası, büyük ölçüde Amerika’nın kontrolüne giren Irak devletiyle olan ilişkiler, özellikle kuzey Irak’tan Türkiye’ye yönelik terör saldırılarına karşılık Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlar düzenlemesi, dahası Irak topraklarında askeri üs konuşlandırması üzerine sürekli bir gerginlik ve çatışma haliyle süregeldi. İran’la ise tarihten gelen bir rekabet halinin varlığı ve İran’ın rejim ihracı faaliyetleri nedeniyle, iki ülke ilişkilerinin en azından işbirliği seviyesinde olmadığı ortada. Türkiye gelinen noktada, Amerika’nın çevrelemesiyle birlikte, komşularıyla ilişkilerinin kopmasının ulusal güvenliğine ciddi tehdit oluşturduğu anlayışına gecikmeli olarak gelmiş bulunuyor. Bunun da ötesinde Türkiye, komşu ülkelerin güvenlik istikrarı sağlanamadığı sürece, kendi güvenliğinin tehlike altında olacağı gerçeğini yaşayarak görmüş durumda. Tüm bu yaşananlar Türkiye’yi siyasi alanda da paradigma değişikliğine götürdü. Türkiye’nin dış politikada yeni paradigması, komşuları ve bölge ülkeleriyle gerginliklerin süratle sonlandırılması, Suriye, Irak, İran ve Türkiye’nin ve mümkün olduğunca körfez ülkelerinin de işbirliği yapması, bu yolla bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanması temeline dayanıyor. Ortaya konulan bu yeni siyasi yaklaşım çerçevesinde; Mısırla 2013’te kopan ilişkiler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2023’te Sisi’yle görüşmesi üzerine normalleşme sürecine girdi. Aynı şekilde, Suriye ile ilişkilerin 2011 yılında kesilmesinin ardından geçen sürede, iki ülke istihbarat ve diplomasi yetkililerinin yürüttüğü görüşmeler sonucunda, Erdoğan’ın Beşar Esad’la yakın zamanda görüşmesi ve normalleşmenin başlaması öngörülüyor. Irakla olan askeri mutabakat da bu yeni yaklaşımın olumlu sonuçları olarak karşımıza çıkıyor. Çok daha kapsamlı olan Kalkınma Yolu Projesi ise körfez ülkeleri dahil, bölgedeki diğer aktörlerin işbirliğini hedefliyor. Türkiye’nin bölgedeki stratejik çabası, bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünün korunması, bölgede terörün yok edilmesi, güvenlik ve istikrarın sağlanması ve nihayetinde emperyal güçlerin bölgeyi terk etmesi hedeflerine odaklanmış durumda. Öte yandan, Türkiye’nin uyguladığı bu politika, bölgedeki Amerikan çıkarlarıyla tamamen çatışıyor. Türkiye bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü, bölgenin güvenlik ve istikrarı için çabalarken, Amerika tam tersine ülkenin sınırlarını değiştirmeyi, bölgede “kontrol edilebilir bir kaosu” sürekli kılmayı hedefliyor. Bu manada Türkiye, Amerika’nın bölgedeki planlarının önündeki en büyük engeli oluşturuyor. Bu nedenle, Ege’den Doğu Akdeniz’e, Orta Doğudan Kafkaslara ve oradan Karadeniz’e kadar uzanan Türkiye’nin çevre hattında, Türkiye ile Amerika arasında görünmez ve gizli değil, açıkça görünür şekilde kıyasıya bir mücadele ve çatışma yaşanıyor. Amerika Türkiye’ye karşı hamlelerini çoğunlukla vekiller üzerinden yapıyor. Bunun için Ege’de Yunanistan’ı, Akdeniz’de Rumları, güneydoğu ve doğu sınırımızda Kürtler ve terör örgütlerini kullanıyor.
Irakta Türk Sihası Düşürüldü
Irak’la Türkiye arasında Askeri Mutabakatın imzalanmasından 2 hafta sonra ve Kalkınma Projesinin 1. Bakanlar Konseyi toplantısının İstanbul’da yapıldığı gün olan 29 Ağustosta, Kuzey Irak’ta rutin keşif görevi yapan Türkiye’ye ait Aksungur sihası, Irak hava kuvvetleri tarafından düşürüldü. Olayın ardından basına hararetle açıklama yapan Kuzey Irak hava savunma komutan yardımcı general Abdüsselam Ramazan, sihayı kendilerinin düşürdüğünü bildirerek bir anlamda faili açık etti. Bu olayın, Irak Türkiye yakınlaşması ve işbirliğini engellemek isteyen güçlerin, bölgedeki maşaları eliyle gerçekleştirilen bir sabotaj olduğu açıktır. Olay, Türkiye Rusya yakınlaşması sürecinde önce, 2015’te Rusya büyükelçisinin öldürülmesi ardından, 2016’da Rus uçağının düşürülmesi olayıyla benzerdir. Her iki olayın da devlet içerisinde yapılanmış FETÖ terör örgütü tarafından, ilişkileri sabote etmek üzere gerçekleştirildiği açığa çıkarılmıştı. Nitekim hadise üzerine Irak makamlarınca yapılan soruşturma sonucunda, emir komuta zinciri dışına çıkan komutan görevden alındı, bilahare tutuklandı. İki ülkenin olaya sağduyuyla ve devlet aklıyla yaklaşmaları sonucu, ilişkiler bu komplodan yara almadan çıkmış oldu.
SONUÇ
Türkiye gerek askeri, gerek siyasi alanda yaptığı paradigma değişiklikleriyle doğru yoldadır. Türkiye bugün bağımsız politikalar izliyor. Güvenliğine yönelik tehditleri bertaraf edecek adımlar atıyor. Sadece kendi güvenliğini değil, bunun bağlı olduğu bölge devletlerinin de güvenlik ve istikrarı için işbirliğine teşvik ve ikna ediyor. Amerikan kuşatmasını bu yolla kırma çabasında. Türkiye’nin bölge ülkesi olması, bölge ülkeleriyle tarihi, dini ve kültürel köklü bağlara sahip olması bu alandaki avantajı olarak görülebilir. Türkiye’nin bu mücadelesinde başarılı olup olamayacağını zaman gösterecek. Ancak gerçek şu ki, Türkiye artık oyun kurucu pozisyonunda. Bölgede kurulan oyunları bozuyor, kendi oyununu kuruyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nejmettin Özdemir
Türkiye’nin paradigma değişikliği | 5
SİYASİ ALANDA
Amerika’nın 2010 yılında başlattığı, Kuzey Afrika’dan, Ortadoğu ve Kafkaslara kadar 22 ülkenin sınırlarının değişmesini öngören, Büyük İsrail’in kurulması ve güvenliğinin sağlanmasını da içeren Arap Baharı sürecinin önemli sonuçlarından birisi de Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerin bozulması ve yalnızlaştırılması olmuştur.
Bu çerçevede, Mısırda 2013’teki askeri darbenin ardından seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi’nin tutuklanması ve ardından hapiste ölmesi (öldürülmesi) üzerine Türkiye Mısır ilişkileri koptu.
Keza, Suriye iç savaşı sırasında Türkiye’nin başlangıçta, Esad’ın devrilmesi yönünde tavır sergilemesi, Suriye’yle olan ilişkilerin de kesilmesiyle sonuçlandı.
Öte yandan, Irak’ın işgali sonrası, büyük ölçüde Amerika’nın kontrolüne giren Irak devletiyle olan ilişkiler, özellikle kuzey Irak’tan Türkiye’ye yönelik terör saldırılarına karşılık Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlar düzenlemesi, dahası Irak topraklarında askeri üs konuşlandırması üzerine sürekli bir gerginlik ve çatışma haliyle süregeldi.
İran’la ise tarihten gelen bir rekabet halinin varlığı ve İran’ın rejim ihracı faaliyetleri nedeniyle, iki ülke ilişkilerinin en azından işbirliği seviyesinde olmadığı ortada.
Türkiye gelinen noktada, Amerika’nın çevrelemesiyle birlikte, komşularıyla ilişkilerinin kopmasının ulusal güvenliğine ciddi tehdit oluşturduğu anlayışına gecikmeli olarak gelmiş bulunuyor. Bunun da ötesinde Türkiye, komşu ülkelerin güvenlik istikrarı sağlanamadığı sürece, kendi güvenliğinin tehlike altında olacağı gerçeğini yaşayarak görmüş durumda.
Tüm bu yaşananlar Türkiye’yi siyasi alanda da paradigma değişikliğine götürdü.
Türkiye’nin dış politikada yeni paradigması, komşuları ve bölge ülkeleriyle gerginliklerin süratle sonlandırılması, Suriye, Irak, İran ve Türkiye’nin ve mümkün olduğunca körfez ülkelerinin de işbirliği yapması, bu yolla bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanması temeline dayanıyor.
Ortaya konulan bu yeni siyasi yaklaşım çerçevesinde;
Mısırla 2013’te kopan ilişkiler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2023’te Sisi’yle görüşmesi üzerine normalleşme sürecine girdi.
Aynı şekilde, Suriye ile ilişkilerin 2011 yılında kesilmesinin ardından geçen sürede, iki ülke istihbarat ve diplomasi yetkililerinin yürüttüğü görüşmeler sonucunda, Erdoğan’ın Beşar Esad’la yakın zamanda görüşmesi ve normalleşmenin başlaması öngörülüyor.
Irakla olan askeri mutabakat da bu yeni yaklaşımın olumlu sonuçları olarak karşımıza çıkıyor.
Çok daha kapsamlı olan Kalkınma Yolu Projesi ise körfez ülkeleri dahil, bölgedeki diğer aktörlerin işbirliğini hedefliyor.
Türkiye’nin bölgedeki stratejik çabası, bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünün korunması, bölgede terörün yok edilmesi, güvenlik ve istikrarın sağlanması ve nihayetinde emperyal güçlerin bölgeyi terk etmesi hedeflerine odaklanmış durumda.
Öte yandan, Türkiye’nin uyguladığı bu politika, bölgedeki Amerikan çıkarlarıyla tamamen çatışıyor.
Türkiye bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü, bölgenin güvenlik ve istikrarı için çabalarken, Amerika tam tersine ülkenin sınırlarını değiştirmeyi, bölgede “kontrol edilebilir bir kaosu” sürekli kılmayı hedefliyor.
Bu manada Türkiye, Amerika’nın bölgedeki planlarının önündeki en büyük engeli oluşturuyor.
Bu nedenle, Ege’den Doğu Akdeniz’e, Orta Doğudan Kafkaslara ve oradan Karadeniz’e kadar uzanan Türkiye’nin çevre hattında, Türkiye ile Amerika arasında görünmez ve gizli değil, açıkça görünür şekilde kıyasıya bir mücadele ve çatışma yaşanıyor.
Amerika Türkiye’ye karşı hamlelerini çoğunlukla vekiller üzerinden yapıyor. Bunun için Ege’de Yunanistan’ı, Akdeniz’de Rumları, güneydoğu ve doğu sınırımızda Kürtler ve terör örgütlerini kullanıyor.
Irakta Türk Sihası Düşürüldü
Irak’la Türkiye arasında Askeri Mutabakatın imzalanmasından 2 hafta sonra ve Kalkınma Projesinin 1. Bakanlar Konseyi toplantısının İstanbul’da yapıldığı gün olan 29 Ağustosta, Kuzey Irak’ta rutin keşif görevi yapan Türkiye’ye ait Aksungur sihası, Irak hava kuvvetleri tarafından düşürüldü.
Olayın ardından basına hararetle açıklama yapan Kuzey Irak hava savunma komutan yardımcı general Abdüsselam Ramazan, sihayı kendilerinin düşürdüğünü bildirerek bir anlamda faili açık etti.
Bu olayın, Irak Türkiye yakınlaşması ve işbirliğini engellemek isteyen güçlerin, bölgedeki maşaları eliyle gerçekleştirilen bir sabotaj olduğu açıktır.
Olay, Türkiye Rusya yakınlaşması sürecinde önce, 2015’te Rusya büyükelçisinin öldürülmesi ardından, 2016’da Rus uçağının düşürülmesi olayıyla benzerdir. Her iki olayın da devlet içerisinde yapılanmış FETÖ terör örgütü tarafından, ilişkileri sabote etmek üzere gerçekleştirildiği açığa çıkarılmıştı.
Nitekim hadise üzerine Irak makamlarınca yapılan soruşturma sonucunda, emir komuta zinciri dışına çıkan komutan görevden alındı, bilahare tutuklandı.
İki ülkenin olaya sağduyuyla ve devlet aklıyla yaklaşmaları sonucu, ilişkiler bu komplodan yara almadan çıkmış oldu.
SONUÇ
Türkiye gerek askeri, gerek siyasi alanda yaptığı paradigma değişiklikleriyle doğru yoldadır. Türkiye bugün bağımsız politikalar izliyor. Güvenliğine yönelik tehditleri bertaraf edecek adımlar atıyor. Sadece kendi güvenliğini değil, bunun bağlı olduğu bölge devletlerinin de güvenlik ve istikrarı için işbirliğine teşvik ve ikna ediyor. Amerikan kuşatmasını bu yolla kırma çabasında. Türkiye’nin bölge ülkesi olması, bölge ülkeleriyle tarihi, dini ve kültürel köklü bağlara sahip olması bu alandaki avantajı olarak görülebilir.
Türkiye’nin bu mücadelesinde başarılı olup olamayacağını zaman gösterecek.
Ancak gerçek şu ki, Türkiye artık oyun kurucu pozisyonunda.
Bölgede kurulan oyunları bozuyor, kendi oyununu kuruyor.