Hava Durumu

Yeni dünyaya hazır olmak -2-

Yazının Giriş Tarihi: 20.02.2026 21:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.02.2026 21:34

II-) SİLAHLANMA YARIŞI

Trump’ın NATO’yu mali açıdan zorlaması ve güvenlik desteğini çekmekle tehdit etmesi sonrasında, AB hızlı bir silahlanma süreci başlattı.

Avrupa’nın savunmasını güçlendirmeyi ve bu alanda kendi kendine yetebilmeyi amaçlayan AB’nin yeni güvenlik stratejisiyle, “ReArm Europe” (Avrupa’yı Yeniden Silahlandır) planı üzerinden, 2030 yılına kadar, 800 milyar avro kaynak oluşturulması kabul edildi.

Öte yandan, 2. Dünya savaşı sonrası askeri yapılanması kısıtlanan Almanya, ülkenin yeniden silahlanması için “Bazuka” adı verilen devasa bir yatırım planını Federal Mecliste onayladı. Plan savunma harcamaları için 500 milyar avro tutarında bir fonun oluşturulmasını öngörüyor.

Dünyanın gördüğü 2 büyük savaş, bu tür kaos ortamlarında ve Avrupa merkezli olarak çıkmıştır. Bu konuda özellikle Almanya’nın sabıkasının kabarık olduğunu belirtmek gerekir.

Japonya, 2. Dünya savaşı sonrası silahlanma yasağı getiren anayasa maddesini kaldırdı ve hızla silahlanıyor.

Nükleer silahların sınırlandırılması anlaşması sona erdi ve ABD ile Rusya bu anlaşmayı uzatmadılar.

Askeri harcamalardaki artış, kontrolsüz bir silahlanma yarışı, farklı risk ve tehdit algıları ve karşılıklı meydan okumalarla, dünyanın bir sıcak çatışmanın eşiğine gelme riskini artırmış durumda. İki kutuplu sistemde var olan dengeleyici kontrol mekanizması, çok kutuplu bir yapıda yerini, kontrolsüz ve öngörülemez bir ortama bıraktı.

Herkes bilir, masada silah varsa patlar. Ve silahın patlayacağı gün uzak görünmüyor.

III-) TRUMP’IN KARŞI HAMLELERİ

Tüm bu gelişmeler, ABD’yi agresif politikalar izlemeye itiyor. Amerika, borçla sürdürdüğü sanal refahını kaybetmemek için, askeri güç kullanarak yeni emperyal hamlelere girişiyor.

Başkan Trump, iflas etmekte olan Amerikan ekonomisini düze çıkarabilmek için, özellikle 2. döneminde radikal girişimlerde bulundu.

Trump öncelikle, diğer ülkelerle yapılan ticareti Amerika lehine çevirebilmek için, gümrük vergilerini fahiş şekilde artırdı.

Düşük üretim maliyetleri nedeniyle üretimlerini Çin’e kaydıran büyük Amerikan şirketlerini ABD’ye dönmek zorunda bıraktı.

Özellikle Körfez ülkelerinden, koruma adı altında, büyük miktarlarda finansman (haraç) sağladı.

Amerika’nın Doğu yarım küreden çekileceğini açıklayan Trump, Batı’da özellikle Güney Amerika’yı kendi sahası ilan ederek, Venezuella gibi yeni ve zahmetsiz sömürgeler edinmeye başladı.

Tüm bu girişimler Amerikan ekonomisini düze çıkarmaya yetmiş gözükmüyor. Bu çöküşten kurtulmak için küresel çaplı bir savaş çıkarmak ABD için ciddi bir seçenek haline gelmiş durumda.

Öte yandan, küresel çıkarları için Çin’le mücadeleye hazırlanan ABD, mevcut düzenden nemalanan Batılı müttefiklerini yanında olmaya zorluyor.

Uzak Doğu’da ise en büyük müttefiki Japonya. ABD uzun süredir Japonya’nın silahlanmasına destek veriyor.

Esasen Amerika, bu küresel mücadelede Rusya ve Hindistan’ı da yanında görmek istiyor. Rusya’yı daha fazla Çin’e itmemek için ilişkileri yumuşatan Amerika, Hindistan’ı ise Çin’le ilişkilerinden dolayı uyarıyor.

Çin ise Rusya, Kuzey Kore, İran ve diğer komünist rejimlerle yakın durmaya çalışıyor.

Çok uzak olmadığını hemen herkesin kabul ettiği 3. dünya savaşı öncesinde saflar netleşiyor.

IV-) YENİ DÖNEMDE TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA ZORUNLULUKLARI

AKTİF TARAFSIZLIK POLİTİKASI

Türkiye'nin dış politika vizyonu, kendine "bağımsız bir merkez" inşa etmeye yönelmeli, hiçbir bloğa (Batı veya Doğu) bağımlı olmamayı esas almalıdır.

Türkiye artık kendi oyun planını kuran bir "merkez güç" olma stratejisi izlemelidir. ABD’nin tek taraflı baskılarına boyun eğmeden, Batı ile olan bağlarını koruyup, Doğu’nun (BRICS+, Çin, Rusya) sunduğu yeni fırsatları ustalıkla kullanabilmelidir.

Türkiye, ABD ve Çin arasındaki kavgada bir taraf seçmeden, her iki tarafın da ihtiyaç duyduğu "vazgeçilmez durak" olabilmelidir.

SAVAŞIN TARAFI OLMAMAK

Olası bir savaşın Türkiye’yi de etkileyeceği muhakkaktır. Daha öncesinde olduğu gibi taraflar Türkiye’yi yanlarında yer almaya zorlayacak hatta mecbur bırakma girişiminde bulunacaklardır. Ancak böylesi bir durumda Türkiye doğrudan bir saldırıya maruz kalmadığı sürece, savaştan uzak durmalı, savaşın taraflarından biri olmamalıdır.

Savaşların kazananı olmaz, az kaybedeni olur. Velev ki kazanan tarafta olsa bile Türkiye’nin fiilen savaşa girmesi, tüm kazanımlarını riske atar ve ülkeyi onlarca yıl geriye götürür. Savaş sonrasında en sağlam ayakta olanlar, savaşın en uzağında duranlar olacaktır.

Öte yandan, Amerika’nın güvenlik şemsiyesinden mahrum kalan Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinde ihtiyaç duyduğu Türkiye’yi Rusya’ya karşı ikame etme niyet ve çabalarına koşulsuz karşı durulmalıdır. Türkiye, Avrupa’nın uç beyi, ikame ülkesi olamaz, olmamalıdır.

HİNTERLANDI KONSOLİDE ETMEK

İttifakların kaçınılmaz olduğu yeni dönemde Türkiye, Balkanlar, Kuzey Afrika, Ön Asya ve Orta Asya ile sadece coğrafi değil, tarihsel, kültürel ve inanç bağları olduğunu hatırlamalı, bu perspektif üzerinden politikalar geliştirmelidir.

MÜSLÜMAN DEVLETLER

Türkiye yıllardır ihmal edilen, görmezden gelinen hatta özellikle uzak durulan, Müslüman devletlerle süratle yakın ilişkiler geliştirmelidir. Müslüman devletlere karşı geçmişin ön yargıları kırılmalı, Osmanlı bakiyesi travmalar yıkılmalıdır. Bugüne kadar Batının soktuğu fitne üzerine kurulan politikalar, taraflara da zarar vermiş, ayrıştırmış, güven kaybına yol açmıştır. Bugünün politikaları, bugünün gerçeklikleri üzerinden kurgulanmalıdır. Bölge ülkeleri sorunlarını kendi aralarında çözebilmeli, emperyalist müdahalelere fırsat verilmemelidir.

Türkiye Müslüman ülkelerle olan ilişkilerinde üstenci politika izlememeli, kazan-kazan ilişkisi kurulmalıdır. Türkiye’nin teknolojik üstünlüğü, yönetimsel avantajları ile körfez sermayesinin bir araya gelmesi son derece önemlidir. Körfez sermayesinden en az Batının faydalandığı kadar Türkiye de faydalanmalıdır. Bölge ülkeleriyle ekonomik, siyasi ve askeri ittifaklar süratle tesis edilmeli, mevcutlar kuvvetlendirilerek ileri taşınmalıdır. Bölgenin güvenlik şemsiyesi bölge ülkeleriyle birlikte oluşturulmalıdır.

TÜRK DEVLETLERİ

Türk Devletlerinin ortak çatısı olan Türk Birliği’nde siyasi ve ekonomik entegrasyona gidilmeli, ayrıca askeri yapılanma süratle hayata geçirilmelidir. Türkiye Türk NATO’sunun kuruluşuna öncülük etmelidir.

Savaşın ayak seslerinin duyulduğu bu dönemde, Balkan Paktı, Kuzey Afrika Paktı, Ön Asya Paktı, Orta Asya Paktı, Uzak Asya Paktı gibi saldırmazlık garantisi sağlayacak ve 3. ülkelere karşı askeri güç oluşturacak yapılar tesis edilmelidir.

Türkiye tek başına değil, bir blok lideri olmakla masada güç kazanacaktır. Bu nedenle hinterlandını konsolide etmek zorundadır. Bu konsolidasyonun desteği, Türkiye’nin küresel karar vericiler masasına oturmasına önemli katkılar sağlayacaktır.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Yaşanan gelişmeler Amerika’nın hızlı bir çöküşe girdiğini gösteriyor. Sistemin üzerine bina edildiği merkez ülke ile birlikte küresel sistemin de çökmesi kaçınılmazdır. Tarih bize yeni düzenlerin kanla kurulduğunu söyler. Yeni dünya düzeni de uzun, kanlı ve sancılı bir süreç sonunda doğacak.

Türkiye kurulacak bu yeni dünya düzenine her açıdan hazırlıklı olmalı, fırsatları ve riskleri doğru ve zamanında analiz edebilmelidir.

Türkiye artık Osmanlıcılık, Türkçülük ya da İslamcılık gibi üç temel kulvarı ayrıştıran değil, bugünün bilgisi ile konjonktüre uygun, stratejik akıl temelli dış politika üretmelidir.

En önemlisi, Türkiye yeni dünya düzeninin başat aktörlerinden biri olma stratejisiyle, Doğu ya da Batı’ya bağımlı olmadan, aktif tarafsızlık politikasını ısrarla sürdürmelidir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.