Yeryüzünde birçok canlı bir arada yaşıyor, öyle değil mi? Niye cevabı herkesçe malum olan bir soruyla yazıma başladığımı merak edebilirsiniz, merak etmeyin cevabını verebileceğim bir soru bu. Öyle olmazsa sormazdım zaten. Her bir canlının farklı cinsleri de var, değil mi? Peki bir canlının farklı cinslerinin olması o canlı türü için ne anlama geliyor? Neden bu kadar farklı birçok canlı varken bir de onlar da kendi içinde çeşit çeşit? Bu çeşitlilik ne anlama geliyor dersiniz? Ben söyleyeyim: Güzellik!
Bu yazdıklarımın çocuk edebiyatıyla ilgisine gelince, malum, insan olarak bizler de kadın ve erkekler olarak yaratıldık. İşte bu da insan canlısının çeşitliliği ve güzelliğidir. Bu çeşitlilik ve güzelliği bozan şeylerle dolu bir dünyadayız maalesef. Bu bozulma, çeşitler arasında üstünlük kaygısının yerleştirilmiş olmasıyla başlamıştır. Kadın ve erkek, her ikisi de aynı amaçla yaratılmış, aynı özelliklere sahip, sadece şeklen farklı insanlardır. Yani ortak payda “insan olma” dır. Acıkan, susayan, hayalleri olan, güçlü- güçsüz tarafları olan, duyguları olan “insan” dırlar. Ama maalesef erkeklerin menfaatleri gereği kadın cinsinin önce fiziksel olarak “zayıf” kalması sağlanıp, sonra zayıf yapıda olduğu için korunması, gözetip kollanması gereken bir varlık haline getirilmesiyle Allah indinde aynı erkekler gibi sadece “insan” olarak yaratıldığı unutturulmuştur. Aynı zamanda erkeğe de farklı şekillerde dayatılan durumlar söz konusudur. Duygularını belli etmeme, eşinin ve çocuklarının her türlü ihtiyaçlarından ve davranışlarından sorumlu olma vs. Kadına ve erkeğe biçilen ve dayatılan bu roller ve sınırlar, fıtrî olanı bozmuş, hayat yolunda yan yana yürümesi gereken bu insan cinslerini karşı karşıya getirmiş, yol kavgası yaparak ömür geçirmeye başlamışlardır. Bu cinsiyet ayrımı çocuklukta kazandırılıp kabul ettirilmeye çalışıldığı için de tarih boyunca çocuklara yönelik yazılan çizilen her şeyle de bu ayrımın empoze edilmeye, belletilmeye çalışıldığını görüyoruz. Fakat insanlık artık ümit verici bir gelişme yaşamakta. Bir şeyler yavaş da olsa değişmekte. Bu değişim doğal olarak çocuklara yönelik eserlerde de kendini göstermekte. Artık çocuklar için yazılan birçok eserde kadın ve erkeklere biçilen rol dayatmalarının aşıldığını görmekteyiz. Kadınlar ve erkekler diye bir ayrımın, gelişimin ve huzurlu yaşamın önünde duran bir engel olmaktan başka bir işlevi yoktur. Bir kadın ya da bir erkek, insana yakışan, insanlıkla örtüşen her şeyi yapabilirler. Bu hakka her zaman sahiptirler ve bu hakkı hiç kimse kimsenin elinden alamaz. Hep Kitap Yayınevi’nden çıkan Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler isimli iki kitaptan oluşan bir set var. Bu her iki kitapta da İtalyan yazarlar Elena Favilli ve Francesca Cavallo, dünyada yaşamış olan olağanüstü yüzlerce kadının hayat hikayelerini anlatmışlar. Prenslerini bekleyen değil, kaderlerini ellerine alan prenseslerin hikâyeleri bunlar. Yaşadıkları zamanlara iz bırakmış kadınlar. Kız-erkek ayırt etmeksizin tüm çocuklara okutulması gereken bir eser. Okusunlar ki kadınlar şunu yapar bunu yapamaz, bu işler erkek işi gibi düşüncelerle büyümesinler. Sadece çocuklar değil yetişkinler de okusunlar ki, çocuklarına “yapamazsın sen kızsın, yapamazsın sen erkeksin!” demesinler. Başarılı kadın hikayelerinin anlatıldığı bu eserden başka bir esere geçmek istiyorum şimdi de. Babam Yanımdayken kitabı için alt okuma yaş sınırı, oldukça küçük yaşlar olarak belirtilse de her zamanki sözümüzü burada da tekrarlıyoruz: üst sınır yok! Çizimleriyle öne çıkarak gönüllere taht kuran bu eserde, sadece işe gidip para kazanan, futbol ve siyaset konuşup, televizyon karşısında zaman öldürmeyi dinlenme sayan bir baba tiplemesinin çok dışında bir baba var. Kızının saçını tarayan, onunla yemek pişiren, oynayan bir baba. Kitapta anne nerede bilinmiyor, bu kez sadece baba var. Ukraynalı çizer ve yazar Snezhana Soosh’un ilk kitabı olan Babam Yanımdayken, toplumları ataerkil sistemin dayattığı, babalık-erkeklik ya da annelik-kadınlık rollerinin dışına çıkmaya davet eden çocuk kitaplarından biri. Soosh, kitabın sonuna düştüğü notta “Bu baba, oğlum için olabilmeyi umduğum ve oğlumun da bir gün kendi çocukları için olabilmesini umduğum türden bir figür,” diyor. Bu eseri her okuyan birey de Snezhana Soosh gibi düşünür umarım. Dayatılan kadın ve erkek rollerinin dışına çıkılabileceğini, bunun hiçbir sorun teşkil etmeyeceğini, bu durumdan çocukların da gayet memnun olacaklarını gösteren bir başka eser de artık hemen herkesin bildiği bir eser olan, İsveçli yazar Asa Lind’in başyapıtı Kumkurdu: Zacarina ve evde onunla ilgilenen babasıyla işe giden annesi. Yemekleri yapan evin temizliğinden sorumlu olan baba, anne dışarıda çalışmaya gidiyor çünkü. Baba evden çalıştığı için Zacarina’yla daha fazla zaman geçiren de o, Türk aile tipinin tam tersi yani. Aslında son derece insani bir durum. Bunu kabullenmek bazı zihniyetlere zor gelse de. Aile yapısının, kadın-erkek rollerinin dîni bir dayanağa bağlanarak, bu meselenin inanca kadar çıkarılması, durumun vehamet ve ehemmiyetini daha da arttırmakta. Var olmayan bir hükmü, kutsal metinleri eğip bükerek var etmeye çalışmak bir çeşit ilâhcılık oynamaktır aslında. Zacarina’yı sevgili ailesiyle baş başa bırakıp çok bildiğimiz bir masalın çok farklı bir versiyonuna göz atalım birlikte. Külkedisini bilmeyenimiz yoktur, şimdi bahsedeceğim eser bu masaldan esinlenerek kaleme alınmış. Ünlü İngiliz yazar ve aynı zamanda çizer Babette Cole’ün Türkçe’ye çevrilen ilk kitabı Külprensi’nden söz ediyorum. Külkedisi masalını toplumsal cinsiyet rolleri açısından tepetaklak eden bu kitapta, ablalarının zulmüne maruz kalan zarif bir genç kız yerine, abileri tarafından sömürülen çelimsiz bir delikanlı var: Külprensi! Çelimsiz, sivilceli ve pasaklı bir prens olan Külprensi’nin iriyarı, kıllı, kendini beğenmiş, varsa yoksa dans, eğlence peşinde koşan üç ağabeyi var. Ebeveynler yok bu masalda. Ağabeyleri, gece gündüz keyif ve eğlence peşindeyken, Külprensi, evin tüm işini tek başına üstleniyor ve bir gün ağabeyleri gibi iri ve kıllı olmanın hayaliyle yaşıyor. Olaylar aynen Külkedisi’ndeki gibi gelişiyor, bir peri Külprensi’nin hayatını değiştirmeye çalışıyor. Saat gece yarısını gösterdiğinde bozulan büyü de çok tanıdık gibi gelse de oldukça farklı. Külprensi düşürdüğü pantolonu vesilesiyle prensesine kavuşma yolunda ilerlerken biz Ahmet Büke’nin yazdığı Zeyno Kitaplarına geçelim. Şimdiye kadar yazdığım eserlerin yanında bizden bir eserde de cinsiyet rolleri dayatmasının dışında bir kurguyu görmek oldukça memnuniyet verici. Eser iki kitaplık bir set şimdilik. Devamı gelecek diye umut ettiğimiz için şimdilik diyoruz. İlk kitap Eyvah, Babam Şiir Yazıyor’un ilk bölümünde anne Sevinç, baba Ahmet ve kızları Zeyno’dan oluşan bu farklı aileyle tanışıyoruz. Zeyno’nun babası komik şiirler yazan bir belediye çalışanı, annesi ise bir acil durum pilotu. Annesi işteyken Zeyno’yla da evle de baba ilgileniyor. Devam niteliğindeki ikinci kitapta ise Zeyno’nun annesi astronotluk sınavlarını kazanıp astronot oluyor ve uzaya gidiyor. Kitabın adı da zaten “Annemle Uzayda”. Bir ödül vesilesiyle annesi kızını da uzaya götürüyor. Baba ise belediyedeki işinden istifa edip kâğıt helva paketlerine şiir yazmaya başlıyor. Yani herkes mutlu olduğu işi yapıyor, hiçbir baskı olmadan. Birbirinin yoluna çıkmadan, birbirinden kopmadan, yine bir aile olmaya devam ederek. Aile olmanın kıymetini bilerek. Ne diyelim darısı tüm insanlığın başına. Keyifli okumalar sevgili okur...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sevinç Şahin
Çeşitlilik güzelliktir!
Yeryüzünde birçok canlı bir arada yaşıyor, öyle değil mi? Niye cevabı herkesçe malum olan bir soruyla yazıma başladığımı merak edebilirsiniz, merak etmeyin cevabını verebileceğim bir soru bu. Öyle olmazsa sormazdım zaten. Her bir canlının farklı cinsleri de var, değil mi? Peki bir canlının farklı cinslerinin olması o canlı türü için ne anlama geliyor? Neden bu kadar farklı birçok canlı varken bir de onlar da kendi içinde çeşit çeşit? Bu çeşitlilik ne anlama geliyor dersiniz? Ben söyleyeyim: Güzellik!
Bu yazdıklarımın çocuk edebiyatıyla ilgisine gelince, malum, insan olarak bizler de kadın ve erkekler olarak yaratıldık. İşte bu da insan canlısının çeşitliliği ve güzelliğidir. Bu çeşitlilik ve güzelliği bozan şeylerle dolu bir dünyadayız maalesef. Bu bozulma, çeşitler arasında üstünlük kaygısının yerleştirilmiş olmasıyla başlamıştır. Kadın ve erkek, her ikisi de aynı amaçla yaratılmış, aynı özelliklere sahip, sadece şeklen farklı insanlardır. Yani ortak payda “insan olma” dır. Acıkan, susayan, hayalleri olan, güçlü- güçsüz tarafları olan, duyguları olan “insan” dırlar.
Ama maalesef erkeklerin menfaatleri gereği kadın cinsinin önce fiziksel olarak “zayıf” kalması sağlanıp, sonra zayıf yapıda olduğu için korunması, gözetip kollanması gereken bir varlık haline getirilmesiyle Allah indinde aynı erkekler gibi sadece “insan” olarak yaratıldığı unutturulmuştur. Aynı zamanda erkeğe de farklı şekillerde dayatılan durumlar söz konusudur. Duygularını belli etmeme, eşinin ve çocuklarının her türlü ihtiyaçlarından ve davranışlarından sorumlu olma vs. Kadına ve erkeğe biçilen ve dayatılan bu roller ve sınırlar, fıtrî olanı bozmuş, hayat yolunda yan yana yürümesi gereken bu insan cinslerini karşı karşıya getirmiş, yol kavgası yaparak ömür geçirmeye başlamışlardır.
Bu cinsiyet ayrımı çocuklukta kazandırılıp kabul ettirilmeye çalışıldığı için de tarih boyunca çocuklara yönelik yazılan çizilen her şeyle de bu ayrımın empoze edilmeye, belletilmeye çalışıldığını görüyoruz. Fakat insanlık artık ümit verici bir gelişme yaşamakta. Bir şeyler yavaş da olsa değişmekte. Bu değişim doğal olarak çocuklara yönelik eserlerde de kendini göstermekte. Artık çocuklar için yazılan birçok eserde kadın ve erkeklere biçilen rol dayatmalarının aşıldığını görmekteyiz.
Kadınlar ve erkekler diye bir ayrımın, gelişimin ve huzurlu yaşamın önünde duran bir engel olmaktan başka bir işlevi yoktur. Bir kadın ya da bir erkek, insana yakışan, insanlıkla örtüşen her şeyi yapabilirler. Bu hakka her zaman sahiptirler ve bu hakkı hiç kimse kimsenin elinden alamaz.
Hep Kitap Yayınevi’nden çıkan Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler isimli iki kitaptan oluşan bir set var. Bu her iki kitapta da İtalyan yazarlar Elena Favilli ve Francesca Cavallo, dünyada yaşamış olan olağanüstü yüzlerce kadının hayat hikayelerini anlatmışlar. Prenslerini bekleyen değil, kaderlerini ellerine alan prenseslerin hikâyeleri bunlar. Yaşadıkları zamanlara iz bırakmış kadınlar. Kız-erkek ayırt etmeksizin tüm çocuklara okutulması gereken bir eser. Okusunlar ki kadınlar şunu yapar bunu yapamaz, bu işler erkek işi gibi düşüncelerle büyümesinler. Sadece çocuklar değil yetişkinler de okusunlar ki, çocuklarına “yapamazsın sen kızsın, yapamazsın sen erkeksin!” demesinler.
Başarılı kadın hikayelerinin anlatıldığı bu eserden başka bir esere geçmek istiyorum şimdi de. Babam Yanımdayken kitabı için alt okuma yaş sınırı, oldukça küçük yaşlar olarak belirtilse de her zamanki sözümüzü burada da tekrarlıyoruz: üst sınır yok! Çizimleriyle öne çıkarak gönüllere taht kuran bu eserde, sadece işe gidip para kazanan, futbol ve siyaset konuşup, televizyon karşısında zaman öldürmeyi dinlenme sayan bir baba tiplemesinin çok dışında bir baba var. Kızının saçını tarayan, onunla yemek pişiren, oynayan bir baba. Kitapta anne nerede bilinmiyor, bu kez sadece baba var. Ukraynalı çizer ve yazar Snezhana Soosh’un ilk kitabı olan Babam Yanımdayken, toplumları ataerkil sistemin dayattığı, babalık-erkeklik ya da annelik-kadınlık rollerinin dışına çıkmaya davet eden çocuk kitaplarından biri. Soosh, kitabın sonuna düştüğü notta “Bu baba, oğlum için olabilmeyi umduğum ve oğlumun da bir gün kendi çocukları için olabilmesini umduğum türden bir figür,” diyor. Bu eseri her okuyan birey de Snezhana Soosh gibi düşünür umarım.
Dayatılan kadın ve erkek rollerinin dışına çıkılabileceğini, bunun hiçbir sorun teşkil etmeyeceğini, bu durumdan çocukların da gayet memnun olacaklarını gösteren bir başka eser de artık hemen herkesin bildiği bir eser olan, İsveçli yazar Asa Lind’in başyapıtı Kumkurdu: Zacarina ve evde onunla ilgilenen babasıyla işe giden annesi. Yemekleri yapan evin temizliğinden sorumlu olan baba, anne dışarıda çalışmaya gidiyor çünkü. Baba evden çalıştığı için Zacarina’yla daha fazla zaman geçiren de o, Türk aile tipinin tam tersi yani. Aslında son derece insani bir durum. Bunu kabullenmek bazı zihniyetlere zor gelse de. Aile yapısının, kadın-erkek rollerinin dîni bir dayanağa bağlanarak, bu meselenin inanca kadar çıkarılması, durumun vehamet ve ehemmiyetini daha da arttırmakta. Var olmayan bir hükmü, kutsal metinleri eğip bükerek var etmeye çalışmak bir çeşit ilâhcılık oynamaktır aslında.
Zacarina’yı sevgili ailesiyle baş başa bırakıp çok bildiğimiz bir masalın çok farklı bir versiyonuna göz atalım birlikte. Külkedisini bilmeyenimiz yoktur, şimdi bahsedeceğim eser bu masaldan esinlenerek kaleme alınmış. Ünlü İngiliz yazar ve aynı zamanda çizer Babette Cole’ün Türkçe’ye çevrilen ilk kitabı Külprensi’nden söz ediyorum. Külkedisi masalını toplumsal cinsiyet rolleri açısından tepetaklak eden bu kitapta, ablalarının zulmüne maruz kalan zarif bir genç kız yerine, abileri tarafından sömürülen çelimsiz bir delikanlı var: Külprensi! Çelimsiz, sivilceli ve pasaklı bir prens olan Külprensi’nin iriyarı, kıllı, kendini beğenmiş, varsa yoksa dans, eğlence peşinde koşan üç ağabeyi var. Ebeveynler yok bu masalda. Ağabeyleri, gece gündüz keyif ve eğlence peşindeyken, Külprensi, evin tüm işini tek başına üstleniyor ve bir gün ağabeyleri gibi iri ve kıllı olmanın hayaliyle yaşıyor. Olaylar aynen Külkedisi’ndeki gibi gelişiyor, bir peri Külprensi’nin hayatını değiştirmeye çalışıyor. Saat gece yarısını gösterdiğinde bozulan büyü de çok tanıdık gibi gelse de oldukça farklı.
Külprensi düşürdüğü pantolonu vesilesiyle prensesine kavuşma yolunda ilerlerken biz Ahmet Büke’nin yazdığı Zeyno Kitaplarına geçelim. Şimdiye kadar yazdığım eserlerin yanında bizden bir eserde de cinsiyet rolleri dayatmasının dışında bir kurguyu görmek oldukça memnuniyet verici. Eser iki kitaplık bir set şimdilik. Devamı gelecek diye umut ettiğimiz için şimdilik diyoruz. İlk kitap Eyvah, Babam Şiir Yazıyor’un ilk bölümünde anne Sevinç, baba Ahmet ve kızları Zeyno’dan oluşan bu farklı aileyle tanışıyoruz. Zeyno’nun babası komik şiirler yazan bir belediye çalışanı, annesi ise bir acil durum pilotu. Annesi işteyken Zeyno’yla da evle de baba ilgileniyor. Devam niteliğindeki ikinci kitapta ise Zeyno’nun annesi astronotluk sınavlarını kazanıp astronot oluyor ve uzaya gidiyor. Kitabın adı da zaten “Annemle Uzayda”. Bir ödül vesilesiyle annesi kızını da uzaya götürüyor. Baba ise belediyedeki işinden istifa edip kâğıt helva paketlerine şiir yazmaya başlıyor. Yani herkes mutlu olduğu işi yapıyor, hiçbir baskı olmadan. Birbirinin yoluna çıkmadan, birbirinden kopmadan, yine bir aile olmaya devam ederek. Aile olmanın kıymetini bilerek. Ne diyelim darısı tüm insanlığın başına.
Keyifli okumalar sevgili okur...