Bir Kütüphane haftasını daha geride bıraktık. 29 martta başladı 4 nisanda bitti. Eeee ne olmuş ki, diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bir sürü etkinlik oldu aslında, virüsün müsaade ettiği kadar, elde ne var peki? Pek de bir şey yok doğrusu. Her sene, her özel gün için bir sürü ses çıkar, bir şeyler oluyor gibi görünür, gün biter ve hayat kaldığı yerden devam eder. Ben biraz daha kitapların dünyasında kalalım diye burada bir kitaptan söz etmeye karar verdim. Kitaplar, insana oturduğu yerden kalkmadan dünyayı gezdiren, hayal alemine götüren, başka başka insanların hayatlarına konuk eden olağan üstü güçlere sahip bir varlıktır. Şaşırdınız mı? Kitapsever okurlar şaşırmamıştır eminim. Turabdi’nin Çocukları, 2019 yılında Kurmaca İşler yayınlarından çıktı. Yazarı, M. Süleyman Fırat. Kitap oldukça kalın bir kitap; 552 sayfa ama inanın kelimeleri çok ince…İnce, zarif ve sizi oturduğunuz yerden alıp Mardin’in o kadim sokaklarında dolaştıracak, yüreğinizden tutacak bir eser.
Mardin, Mezopotamya’nın kalbi olan bir şehir. Kendine has evleri, sokakları, insanları ve gelenekleriyle birlikte, farklı dinlere sahip insanların yüzyıllardır, bir arada, huzur içinde yaşadığı bir şehir. Üzerine şiirler yazılan Mardin’i her satırda yakından görüp tanıma fırsatı arıyorsanız, Turabdi’nin Çocukları tam aradığınız kitap diyorum, tereddüt etmeden. Eseri ilk okuyanlardan biri olma ayrıcalığını yaşadım. Son sayfaya gelip kapağını kapattığımda, Süleyman Fırat tekrar yazmalı diye düşündüm. Mardin’e bir bilet alıp, okuduğum her şeyi yerinde görmek arzusuyla doldum. Kitabının önsözündeki ilk cümle, kitabın niçin yazıldığının ifadesi aslında: “Uzak diyarın değil, hep adını andığınız, çoğu zaman iyi sözler söylemediğiniz bir coğrafyanın çocuklarıyız.” Bu coğrafyada yaşayan, yaşamları önyargılar ve bir sürü engelle çevrelenmiş gençlerden birkaçının hikayesini okurken, empati kanallarınızı sonuna kadar açmalısınız. Bizler dünyaya gelirken seçemiyoruz nerede, nasıl bir ırka mensup olarak doğacağımızı. İşte bu yüzden üstünlük sadece “takva” iledir. Tüm dünya insanlarının eşit haklara sahip olduğunu, aynı derece saygıyı hak ettiğini, beynimize, kalbimize, ruhumuza nakış nakış işlemenin ne kadar önemli olduğunu bilmem söylememe gerek var mıydı ama söylemek istedim. Söz iyidir, değerlidir evet; fikirlerin vücut bulmasını sağlar. Ama sözler sadece sözde kalırsa bu gerçekleşmez. Hareket etmek, dilinden çıkanla elinden çıkanın örtüşmesi gerekir ki, söz bir işe yarasın. Aynı topraklarda doğmuş, aynı kaderi paylaşan bir grup gencin hikayesini anlatan bu romanın temel karakterleri; Kerim, Mervan, Halil, Argeş ve onların “Mustafa Amca” ları. Yanlış anlaşılmadan yaşamanın, önyargıları aşmanın, kendi kaderini eline alıp, hayatını yaşamaya çalışmanın hikayesi. Aslında çok tanıdık, aslında bir o kadar yabancı. Çok bizden ama bir o kadar da ayrı bir dünyanın hikayesi. Ayrıştırmalarla dolu bir tarihi yaşamanın getirdiği çelişkiler yumağı. Hayalleri olan, hayallerinin arkasından gitmek için var güçleriyle uğraşan, sahip olduklarıyla sahip olamadıklarına ulaşmak için mücadele eden bu bir grup gencin hikayesi anlaşılmak için, yeni bir Türkiye için, yeni bir dünya için siz okurlarını bekliyor… Keyifli okumalar dilerim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sevinç Şahin
Turabdi’nin Çocukları
Bir Kütüphane haftasını daha geride bıraktık. 29 martta başladı 4 nisanda bitti. Eeee ne olmuş ki, diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bir sürü etkinlik oldu aslında, virüsün müsaade ettiği kadar, elde ne var peki? Pek de bir şey yok doğrusu. Her sene, her özel gün için bir sürü ses çıkar, bir şeyler oluyor gibi görünür, gün biter ve hayat kaldığı yerden devam eder.
Ben biraz daha kitapların dünyasında kalalım diye burada bir kitaptan söz etmeye karar verdim. Kitaplar, insana oturduğu yerden kalkmadan dünyayı gezdiren, hayal alemine götüren, başka başka insanların hayatlarına konuk eden olağan üstü güçlere sahip bir varlıktır. Şaşırdınız mı? Kitapsever okurlar şaşırmamıştır eminim.
Turabdi’nin Çocukları, 2019 yılında Kurmaca İşler yayınlarından çıktı. Yazarı, M. Süleyman Fırat. Kitap oldukça kalın bir kitap; 552 sayfa ama inanın kelimeleri çok ince…İnce, zarif ve sizi oturduğunuz yerden alıp Mardin’in o kadim sokaklarında dolaştıracak, yüreğinizden tutacak bir eser.
Mardin, Mezopotamya’nın kalbi olan bir şehir. Kendine has evleri, sokakları, insanları ve gelenekleriyle birlikte, farklı dinlere sahip insanların yüzyıllardır, bir arada, huzur içinde yaşadığı bir şehir. Üzerine şiirler yazılan Mardin’i her satırda yakından görüp tanıma fırsatı arıyorsanız, Turabdi’nin Çocukları tam aradığınız kitap diyorum, tereddüt etmeden.
Eseri ilk okuyanlardan biri olma ayrıcalığını yaşadım. Son sayfaya gelip kapağını kapattığımda, Süleyman Fırat tekrar yazmalı diye düşündüm. Mardin’e bir bilet alıp, okuduğum her şeyi yerinde görmek arzusuyla doldum.
Kitabının önsözündeki ilk cümle, kitabın niçin yazıldığının ifadesi aslında: “Uzak diyarın değil, hep adını andığınız, çoğu zaman iyi sözler söylemediğiniz bir coğrafyanın çocuklarıyız.”
Bu coğrafyada yaşayan, yaşamları önyargılar ve bir sürü engelle çevrelenmiş gençlerden birkaçının hikayesini okurken, empati kanallarınızı sonuna kadar açmalısınız. Bizler dünyaya gelirken seçemiyoruz nerede, nasıl bir ırka mensup olarak doğacağımızı. İşte bu yüzden üstünlük sadece “takva” iledir. Tüm dünya insanlarının eşit haklara sahip olduğunu, aynı derece saygıyı hak ettiğini, beynimize, kalbimize, ruhumuza nakış nakış işlemenin ne kadar önemli olduğunu bilmem söylememe gerek var mıydı ama söylemek istedim.
Söz iyidir, değerlidir evet; fikirlerin vücut bulmasını sağlar. Ama sözler sadece sözde kalırsa bu gerçekleşmez. Hareket etmek, dilinden çıkanla elinden çıkanın örtüşmesi gerekir ki, söz bir işe yarasın.
Aynı topraklarda doğmuş, aynı kaderi paylaşan bir grup gencin hikayesini anlatan bu romanın temel karakterleri; Kerim, Mervan, Halil, Argeş ve onların “Mustafa Amca” ları. Yanlış anlaşılmadan yaşamanın, önyargıları aşmanın, kendi kaderini eline alıp, hayatını yaşamaya çalışmanın hikayesi. Aslında çok tanıdık, aslında bir o kadar yabancı. Çok bizden ama bir o kadar da ayrı bir dünyanın hikayesi. Ayrıştırmalarla dolu bir tarihi yaşamanın getirdiği çelişkiler yumağı.
Hayalleri olan, hayallerinin arkasından gitmek için var güçleriyle uğraşan, sahip olduklarıyla sahip olamadıklarına ulaşmak için mücadele eden bu bir grup gencin hikayesi anlaşılmak için, yeni bir Türkiye için, yeni bir dünya için siz okurlarını bekliyor…
Keyifli okumalar dilerim.