Gazze'de soykırım sürerken ve elbette bazı ruh sağlığı uzmanlarının soykırımın karşısında durma mücadelesini izlerken bizlere hocalık yapan kişilerin de içinde bulunduğu birçok uzmanın neredeyse böyle bir şey yaşanmıyormuşçasına devam ettiğine şahit oluyorum. Şaşkınlık, hayal kırıklığı, üzüntü, kırgınlık hatta öfke hissetmenin yanında bu tepkisizliğin arkasında nasıl bir motivasyonunun olabileceğiyle ilgili düşünüp merak ederken travma alanında çalışan birkaç hocanın olduğu toplantıda böyle "savaş" gibi durumlarda insani yardım yapan ruh sağlığı uzmanının milliyet, ırk, din ayırt etmeksizin tarafsız olması gerektiği gibi bir açıklama dinledim. Ancak, bir ruh sağlığı uzmanının tarafsızlığı ve ayırt etmeksizin insani yardımda bulunması ilkelerinin içinde bulunulan soykırım sürecindeki yeri ve bir ruh sağlığı uzmanının taraf olmakla ilgili mesleki sorumluluğu nedir? Ruh sağlığı uzmanının psikoterapi sürecinde uyması gereken bir takım temel ilkeler vardır. İnsan onuruna ve haklarına saygı gösterir. Din, mezhep, etnik köken, yaş, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey, kimlik, engelli oluşa karşı ayrımcılık yapamaz (1). Bu ilkeler elbette her uzman tarafından bilinir. Bunun yanında, uzman bazen de taraf olur. Psikolog terapi odasında bir çiftle çalışırken eğer seans sırasında çiftler bir çatışma içindelerse taraf olmamakla sorumludur. Çatışma karşılıklı şiddet içeriyorsa bu durumu bitirmelerini ister. Ancak, iki taraftan biri diğerine güç kullanarak fiziksel, sözlü ya da başka bir biçimde şiddet uyguluyorsa mesleki olarak bu yanlış deme sorumluluğu vardır. Hatta bazı durumlarda taraf olup tanıklık bile yapması gerekebilir. Benzer şekilde uzman, bir aile terapisi seansında çocuğun ebeveyni ya da bir başkası tarafından istismara uğradığını öğrense, o anda taraf tutmak ve çocuğu korumak zorundadır. Bireysel terapide danışanının bir başkasına zarar vereceğini duysa terapinin en temel etik kurallarından olan gizlilik ilkesi geçerliliğini yitirir ve danışanını engellemeye çalışır, zarar görecek kişiden taraf olur ve durumu gerekli yerlere bildirmesi gerektiğini söyler. Bu örneklerde taraf olma dine, etnik kökene, mezhebe, cinsiyete, yaşa değil, zarar verici davranışa yöneliktir. Bu durumlar karşısında tarafsızlık ne kadar absürtse, bir tarafın diğer tarafa açıkça uyguladığı bir soykırımda ayrımcılık yapmama ilkesini referans göstererek yanlışı açıkça belirtmemek mesleki sorumluluk ile uyuşmaz. Hele ki bu, tüm dünyanın ruh sağlığını (olumlu ya da olumsuz) etkileyen kitlesel bir travmatik olaya dönüştüyse. Ancak, soykırıma (ya da bir savaşa, doğal afete, terör saldırısına, kazaya vb.) maruz kalan kişilerle çalışırken yine din, mezhep, yaş, cinsiyet, kimlik üzerinden ayrımcılık yapmama ilkesi elbette her zaman bir mecburiyettir. Eğer bir devlet bir toplumun giriş-çıkışlarını kapatıp, gece ve gündüz çoğu çocuklardan oluşan bu toplumun üzerine fosfor bombaları atıyorsa, eğer hastaneleri teker teker kullanılmaz hale getiriyorsa, kuşatıyorsa, çocuk hastanelerini, psikiyatri hastanelerini, ambulansları bombalıyorsa, elektrik ve suyu kesip temel insani ihtiyaçlara ulaşılmasını engelliyorsa, insanlar anestezisiz ameliyat olup, bebekler kuvözde ölüyorsa ve bunlar nefretle, dahası zevk alınarak yapılıyorsa bu bir soykırımdır ve bu yanlışı açıkça belirtmek önce insani, sonra mesleki sorumluluğumuzdur. Eğer ben Nazilerin Yahudilere ya da Sırp askerlerin Bosna'da Srebrenitsa halkına yaptığı katliam zamanı yaşayan bir uzman olsaydım bunun bir soykırım olduğunu söyleme sorumluluğum olurdu. Bugün Çin tarafından Doğu Türkistan'a yapılan zaman zaman şiddetli, zaman zaman daha sessiz sistematik soykırıma, şu an en şiddetli haliyle İsrail tarafından Gazze'ye yapılan soykırıma karşı durmak, yanlışı açıkça belirtmek, soykırıma uğrayanın yanında olmak gibi mesleki bir sorumluluğum var. Ben bugün Gazze'nin yanında, soykırımın karşısında taraf olan bir psikoloğum. (1) Türk Psikologlar Derneği, Etik Yönetmeliği, https://psikolog.org.tr/belgeler/etik-yonetmeligi-qbf8w.pdf
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sümeyra Gülay
Ruh sağlığı uzmanının tarafsızlığı üzerine
Gazze'de soykırım sürerken ve elbette bazı ruh sağlığı uzmanlarının soykırımın karşısında durma mücadelesini izlerken bizlere hocalık yapan kişilerin de içinde bulunduğu birçok uzmanın neredeyse böyle bir şey yaşanmıyormuşçasına devam ettiğine şahit oluyorum. Şaşkınlık, hayal kırıklığı, üzüntü, kırgınlık hatta öfke hissetmenin yanında bu tepkisizliğin arkasında nasıl bir motivasyonunun olabileceğiyle ilgili düşünüp merak ederken travma alanında çalışan birkaç hocanın olduğu toplantıda böyle "savaş" gibi durumlarda insani yardım yapan ruh sağlığı uzmanının milliyet, ırk, din ayırt etmeksizin tarafsız olması gerektiği gibi bir açıklama dinledim. Ancak, bir ruh sağlığı uzmanının tarafsızlığı ve ayırt etmeksizin insani yardımda bulunması ilkelerinin içinde bulunulan soykırım sürecindeki yeri ve bir ruh sağlığı uzmanının taraf olmakla ilgili mesleki sorumluluğu nedir?
Ruh sağlığı uzmanının psikoterapi sürecinde uyması gereken bir takım temel ilkeler vardır. İnsan onuruna ve haklarına saygı gösterir. Din, mezhep, etnik köken, yaş, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey, kimlik, engelli oluşa karşı ayrımcılık yapamaz (1). Bu ilkeler elbette her uzman tarafından bilinir. Bunun yanında, uzman bazen de taraf olur. Psikolog terapi odasında bir çiftle çalışırken eğer seans sırasında çiftler bir çatışma içindelerse taraf olmamakla sorumludur. Çatışma karşılıklı şiddet içeriyorsa bu durumu bitirmelerini ister. Ancak, iki taraftan biri diğerine güç kullanarak fiziksel, sözlü ya da başka bir biçimde şiddet uyguluyorsa mesleki olarak bu yanlış deme sorumluluğu vardır. Hatta bazı durumlarda taraf olup tanıklık bile yapması gerekebilir. Benzer şekilde uzman, bir aile terapisi seansında çocuğun ebeveyni ya da bir başkası tarafından istismara uğradığını öğrense, o anda taraf tutmak ve çocuğu korumak zorundadır. Bireysel terapide danışanının bir başkasına zarar vereceğini duysa terapinin en temel etik kurallarından olan gizlilik ilkesi geçerliliğini yitirir ve danışanını engellemeye çalışır, zarar görecek kişiden taraf olur ve durumu gerekli yerlere bildirmesi gerektiğini söyler. Bu örneklerde taraf olma dine, etnik kökene, mezhebe, cinsiyete, yaşa değil, zarar verici davranışa yöneliktir.
Bu durumlar karşısında tarafsızlık ne kadar absürtse, bir tarafın diğer tarafa açıkça uyguladığı bir soykırımda ayrımcılık yapmama ilkesini referans göstererek yanlışı açıkça belirtmemek mesleki sorumluluk ile uyuşmaz. Hele ki bu, tüm dünyanın ruh sağlığını (olumlu ya da olumsuz) etkileyen kitlesel bir travmatik olaya dönüştüyse. Ancak, soykırıma (ya da bir savaşa, doğal afete, terör saldırısına, kazaya vb.) maruz kalan kişilerle çalışırken yine din, mezhep, yaş, cinsiyet, kimlik üzerinden ayrımcılık yapmama ilkesi elbette her zaman bir mecburiyettir.
Eğer bir devlet bir toplumun giriş-çıkışlarını kapatıp, gece ve gündüz çoğu çocuklardan oluşan bu toplumun üzerine fosfor bombaları atıyorsa, eğer hastaneleri teker teker kullanılmaz hale getiriyorsa, kuşatıyorsa, çocuk hastanelerini, psikiyatri hastanelerini, ambulansları bombalıyorsa, elektrik ve suyu kesip temel insani ihtiyaçlara ulaşılmasını engelliyorsa, insanlar anestezisiz ameliyat olup, bebekler kuvözde ölüyorsa ve bunlar nefretle, dahası zevk alınarak yapılıyorsa bu bir soykırımdır ve bu yanlışı açıkça belirtmek önce insani, sonra mesleki sorumluluğumuzdur.
Eğer ben Nazilerin Yahudilere ya da Sırp askerlerin Bosna'da Srebrenitsa halkına yaptığı katliam zamanı yaşayan bir uzman olsaydım bunun bir soykırım olduğunu söyleme sorumluluğum olurdu. Bugün Çin tarafından Doğu Türkistan'a yapılan zaman zaman şiddetli, zaman zaman daha sessiz sistematik soykırıma, şu an en şiddetli haliyle İsrail tarafından Gazze'ye yapılan soykırıma karşı durmak, yanlışı açıkça belirtmek, soykırıma uğrayanın yanında olmak gibi mesleki bir sorumluluğum var. Ben bugün Gazze'nin yanında, soykırımın karşısında taraf olan bir psikoloğum.
(1) Türk Psikologlar Derneği, Etik Yönetmeliği, https://psikolog.org.tr/belgeler/etik-yonetmeligi-qbf8w.pdf